21 Haziran 2018 Perşembe 21:00:16
» Arka kapılar görünmeyen yatak muhabbetlerinde ne olduğu bilinmeyen fakat görülen olgu...

Arka kapılar görünmeyen yatak muhabbetlerinde ne olduğu bilinmeyen fakat görülen olgu...

Arka kapılar görünmeyen yatak muhabbetlerinde ne olduğu bilinmeyen fakat görülen anlaştık dedikleri Merkel ve Davuloğlu'nun 10 maddelik yatak muhabbetlerinde uzlaşısı; Almanya gelip nereden ve neresinden verdiği rüşvetle bilinmesin rağmen Merkel’in Ankara ziyaretinin yankıları sürüyor. Alman basını görüşmeye geniş yer ayırırken, Merkel’in Ahmet ile görülen ve reklamı yapılan Yatak muhabbetlerinde anlaşmaya vardığı 10 maddelik neresinden ve nereden verdiği bilinen rüşvet anlaşmanın detayları ortaya çıkmaya başladı.
Paylas
http://www.bagimsizozgurmedya.com
Arka kapılar görünmeyen yatak muhabbetlerinde ne olduğu bilinmeyen fakat görülen olgu...
http://www.bagimsizozgurmedya.com/turkhaber.html
Özel Haber - 09 Şubat 2016, Salı 11:47:08
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

 

Saygın okurlarımız,

 

Önce bizim ana akım meyanı bu konudaki yapay gündemdeki haberi nasıl beslediğine bakalım, Hürriyet: Almanya Başbakanı Angela Merkel, son 7 aydaki 4. Türkiye ziyareti için dün Ankara’daydı. Sığınmacı krizi gündemiyle Türkiye’ye gelen Merkel, Başbakan Ahmet Davutoğlu ile 10 madde üzerinde mutabakata vardı.

İki liderin anlaşmaya vardığı 10 madde şöyle:

-Rusya’ya karşı diplomatik inisiyatif kullanılacak. Suriye’de sivil halka karşı saldırıların durması için diplomatik girişimlerde bulunulacak.

-AFAD ile ortak çalışma yapılacak, Türk ve Alman yardım kuruluşları sınırda birlikte hareket edecek.

-Alman polisiyle ortak çalışma yürütülecek.

-İnsan kaçakçılığına ilişkin bilgi ağı oluşturulacak.

-Frontex’in (Avrupa Birliği Üye Ülkelerinin Dış Sınırlarının Yönetimi için Operasyonel İşbirliği Ajansı) daha etkin çalışması için çaba sarf edilecek.

-Sığınmacıların yasadışı göçü konusunda NATO göreve çağrılacak.

-Suriyeli olmayan mültecilerin geçişi engellenecek ve ülkelerine geri dönmeleri sağlanacak.

-3 milyar euro’luk fon kapsamında hayata geçirilecek projeler Brüksel’e iletilecek.

-Sahil güvenlik ekibi ortak işbirliği yapacak.

-Göç idaresi Yunanistan’da muhataplarla görüşecek.

ALMAN BASININDAN BEŞTEPE ELEŞTİRİSİ

Öte yandan Merkel’in Ankara’daki temasları ve Türkiye ile anlaşmaya vardığı 10 madde Alman basının da geniş yer buldu. Ancak bazı gazeteler, Merkel’in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Beştepe’deki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde bir araya gelmesini sert şekilde eleştirdi.Bild, “Erdoğan’ın Ankara’da sit alanına 400 milyon euro’ya yaptırdığı gösterişli binanın 1150’den fazla odası bulunuyor. Tartışmalı binada, en az onun kadar tartışmalı olan Cumhurbaşkanı, Almanya Başbakanı Angela Merkel’i ağırladı. Görüşme nedeni yine sığınmacılar sorunu” diye yazdı. Frankfurter Rundschau de “Merkel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı son dönemde birçok batılı politikacının kaçındığı Ankara’daki gösterişli sarayında ziyaret etti” hatırlatmasında bulundu.

‘KİM KENDİSİNİ BÖYLESİNE BASKILARA AÇIK HALE GETİRİR?’

“Avrupa Birliği kendi sığınmacı politikalarını oluşturmaktan yoksun olduğu için, Başbakan Merkel Ankara’da umutsuzca ortak arıyor” yorumunda bulunan tagesschau.de ise “Ancak, kim böylesine istekli bir şekilde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın politik pazarına girerse kendisini baskılara açık hale getirir” diye sordu.DW Türkçe'nin çevirisine göre Frankfurter Allgemeine Zeitung da Merkel’in ziyaretinin ardından şunları yazdı: “Merkel, Türk yönetimini etkilemek için bir kez daha çaba sarf etti. AB'den mali destek, Alman polisler ve yardım organizasyonlarının taahhütlerini sıraladı. Kontenjan dahilinde Türkiye'den Suriyeli mülteci alma önerisini de tekrarladı. Merkel bu defa bir önceki denemeden daha başarılı olabilecek mi? (…) Ulusal tedbirler ve sürgüleri kapama dönemi başladı. Büyük ve adil bir Avrupa çözümü için beslenen hayaller toz duman oluyor. Merkel'in (bir şekilde herkesi etkileyen) bu çaresiz durumdan kurtulmak için fazla zamanı kalmadı.”

 

Şimdi Bu yatak muhabbetlerinde yapın anlaşma avrupa basınında nasıl yankılandı virazda örnek olarak bunlar bakalım çünkü terörü yılladır besleyen ve büyütüle ülkelerin basını nasıl beslediğini öğrenmememiz gerekir. Batı savaş kolunun bir medya olganında çalışan: Sinem Özdemir derlediği haberler...

 

'Frankfurter Rundschau' Suriye'den Avrupa'ya sığınmacı akınına ilişkin şu satırlara yer veriyor:

 

''Avrupa Birliği'nin Suriye'deki son mülteci krizine ilişkin Türkiye'yle müzakere biçimi riyakârlığın neredeyse son noktası. Genişlemeden Sorumlu AB Komiseri Johannes Hahn Türkiye'yi bir yandan sınırlarının korunmasına ilişkin eksiklikleri konusunda eleştirirken, öte yandan da sınırlarını Suriyeli sığınmacılara açması yönünde teşvik etti. Hahn, Avrupa'nın sığınmacı politikasındaki ikiyüzlülüğünü daha açık bir biçimde ortaya koyamazdı. Diğer yandan Türkiye'nin sığınmacılar için benimsediği yöntem de riyakarlığın bir başka örneği. Zira Ankara sığınmacıları, Suriye'nin kuzeyinde bir tampon bölgeyi hayata geçirmek ya da basitçe Avrupa'dan daha fazla para talep etmek için pazarlık malzemesi olarak görüyor.''

 

‘Badische Zeitung'da ise aynı konuya ilişkin şu görüşlere yer veriliyor:

 

''Suriye'de insanlar savaşa dahil olan tüm taraflar için adeta bir piyon haline gelmiş durumda. Her ne kadar Türkiye şu ana kadar zaten bu insanlara yardım etmiş olsa da (şu anda Kızılay da bölgede) insan şimdi neden sınırları kapattığı sorusunu sormadan edemiyor. Bölgedeki korkunç manzarayla AB üzerindeki baskıyı artırarak daha fazla mali yardım almak için mi? Öte yandan AB Türkiye'yi Suriyelileri alması için teşvik ediyor ancak birlik üyelerinin büyük bir çoğunluğu sığınmacı almak istemiyor. Bu insanların çektiği acıyı görenler devletlerin tamamına ancak şu çağrıda bulunabilir: Artık kendi çıkarlarınızı ikinci plana atıp bu durumun son bulması için var olan tüm gücünüzü çözüme kanalize edin.''

 

‘Der Tagesspiegel' ise Merkel'in Türkiye ziyaretine değiniyor:
 

 

''AB'nin iki yönlü tutumu hoşnutsuzluğa neden oluyor. Zira bir yandan Avrupa Ankara'dan sığınmacı akınına karşı daha fazla adım atmasını bekliyor, öte yandan Türkiye'ye insani gerekçelerle ülkeye daha fazla sığınmacı almak üzere Halep sınırını açması çağrısı yapıyor. Tabii insani gerekçeler bir yana bu sığınmacıların Avrupa'ya gelmemesi şartıyla.''

 

‘Sonntag Aktuell' Türkiye'nin krizin çözümünde oynadığı role dikkat çekiyor:

 

''Türkiye her ne kadar halihazırda milyonlarca Suriyeli'yi ülkeye kabul etmiş olsa da şu anda bir ölüm kalım mücadelesi veren bu insanlara sığınma güvencesi sağlamalı. Bu hem etik açıdan gerekli hem de uluslararası hukuka göre bir yükümlülük. Ancak Avrupa da Türkiye'yi bu süreçte şimdiye kadar olduğundan daha fazla desteklemeli. Zira Avrupa Birliği'nin dış sınırlarını koruma konusunda Türkiye kilit rol oynuyor. Öte yandan Avrupalılar ve ABD'nin tek ses olarak Rusya'ya askeri tutumunun kabul edilebilir olmadığını net bir şekilde göstermesi gerekiyor.''

 

Olur da olmaz mı? Desiniz şimdi doğu savaş kolu bakalım bunu nasıl değerlendiriyor bir de onlara bakalım.

 

Başbakan Davutoğlu, perşembe günü NATO Savunma Bakanları Toplantısı olduğunu anımsatarak, "Suriye'den gelen mülteci akınının bütün sonuçları konusunda NATO'nun da devreye girmesi hususunda Türkiye ve Almanya birlikte bunu bir gündem maddesi olarak NATO'ya tavsiye edecek ve özellikle de NATO'nun da izleme, gözetleme mekanizmalarının sınırda ve Ege'de etkin şekilde kullanılması konusunda ortak çaba sarf edeceğiz" ifadelerini kullandı.

 

Davutoğlu, Halep'ten Türkiye'ye başlayan yeni göç dalgasına ilişkin olarak, "Halep ve civarındaki Suriyeliler için yeni bir trajedinin eşiğindeyiz" değerlendirmesi yaptı. "AFAD ve Almanya Teknik Yardım Grubu'nun, sınırdaki sığınmacılara yardım konusunda birlikte çalışacağını" belirten Davutoğlu, "Almanya ile 10 önemli konuda birlikte hareket etme kararı aldık" diye konuştu.

Merkel de, "Türkiye-Suriye sınırındaki olaylara baktığımızda insanların korku içinde olduklarını görüyoruz. Emniyet güçleri arasında bir işbirliği söz konusu olacaktır" açıklaması yaptı.
Davutoğlu ile Merkel, baş başa ve heyetler arası görüşmelerin ardından Başbakanlık'ta düzenlenen ortak basın toplantısında değerlendirmelerde bulundu.

Davutoğlu'nun açıklamalarından satır başları şöyle:

 

‘AFAD VE ALMAN YARDIM GRUBU BİRLİKTE ÇALIŞACAK'

 

Bu duyarlılığı ve bu külfeti paylaşma konusunda gösterdiği siyasi irade nedeniyle Sayın Merkel'e teşekkürü borç biliyorum. Bütün bunları göz önüne alarak yaklaşık 10 önemli konuda mutabakata vardık. Eylem planı çerçevesinde Türkiye-AB eylem planına uygun şekilde hayata geçireceğiz. AFAD ve Alman yardım kuruluşunun sınırda bulunan Suriyeli mültecilere yardım konusunda işbirliği yapması konusunda mutabakat var.

 

‘İNSAN KAÇAKÇILIĞINI TERÖRE DENK BİR SUÇ OLARAK GÖRÜYORUZ'

 

Geçtiğimiz hafta Bakanlar Kurulu'nda insan kaçakçılarına karşı ciddi bir mücadele yürütülmesi, yoğun bir operasyon yapılıyor. İnsan kaçakçılığını her zaman insanlık suçu olarak görüyoruz. Terörle denk bir suç olarak görüyoruz. Masum insanları istismar ederek, onları meçhule doğru götürmek en büyük insanlık suçlarından biridir. Bugün dahi Edremit açıklarında bir trajediyle karşı karşıya kaldık. Sahte can yeleği ve bot satan, insafsızca, kan emici şekilde kar etmeye çalışan işletmelere operasyonlar yaptık, devam edeceğiz. Kimse masum insanların acıları üzerinde bir sektör inşa edemez.

 

Yine iki tarafta da insan kaçakçılığının networkünü dağıtmak için çalışılacak. Bugünlerde NATO savunma bakanları toplantısı var. NATO'nun da izleme mekanizmalarının sınırda ve Ege'de etkin kullanılması için çaba sarf edeceğiz.

 

Suriyelilerin acılarını istismar eden başka bir grup ise Suriyeli olmayıp bu göçlere katılan başka ülkelerin vatandaşları. Bu güzergahın mülteci olmayanlarca da engellenmesi için çalışacağız.

 

 

‘PROJELERİMİZİ AB'YE İLETECEĞİZ'

 

3 milyar euro'luk Suriyeli mültecilere yardım etmek için bu fonun kullanımı için derhal harekete geçilecek. AFAD'dan arkadaşlar projelendirmelere başladılar. En fazla etkilenen alan olarak Suriyeli gençlerin eğitimi ve sağlık tesisleri konusunda hazır projelerimizi AB'ye ileteceğiz ve bu fonun kullanım süreci başlayacak.

 

Perşembe günü Türkiye Göç İdaresi başkanı Yunanistan'a gidecek. Gördüğünüz gibi tam bir ortak çıkar ve ortak hedef doğrultusunda bir araya gelinmiş durumda. Suriye'ye barış gelene kadar, birlikte çalışacağız. Ayrıca son dönemde Balkanlarda, Kafkaslardaki gelişmeleri ele aldık. Kıbrıs müzakerelerini ele aldık. Türkiye-AB müzakereleri kapsamında açılacak fasıllar konusunda konuştuk.

 

MERKEL: TÜRK SAHİL GÜVENLİĞİNİN DESTEKLENMESİ LAZIM

 

Merkel'in açıklamalarından satır başları şöyle:

 

Sığınmacılara yönelik Londra'da çok başarılı bir toplantı yaptık. Son zamanlarda binlerce insan acı içerisinde kıvranıyor. Almanya'ya sığınmacılar konusunda üstüne düşeni yapacaktır. Türkiye ve Yunanistan arasında yasadışı göçler yaşanıyor. Türk sahil güvenliğini nasıl destekleyebiliriz? Ortak bir müdahale olur mu? Bunları konuştuk. İzleme ve denetleme konusunda Türk sahil güvenliğinin desteklenmesi lazım.

 

 

‘YASAL GÖÇLERİ DE KABUL ETMEK GEREKİR'

 

Özellikle denizlerdeki izleme işlerinin biraz daha geliştirmek gerekiyor. Ocak ayında Yunan adasına gelen mültecilerin sadece yüzde 45'i Suriye'den gelmekteydi. Gerçekten yasadışı göçü engellemek istiyorsak yasal göçleri de kabul etmemiz gerekir. Yasal yönden de göç imkânı vermek istiyoruz. Ortak görev çerçevesinde de 3 milyarlık ödeme söz konusu olacak. Tabii ki çocuklar mümkün olan en kısa sürede okula gitmek zorunda. Gördüğünüz gibi çok yoğun konularımız var, somut konuştuk bu konuda. 29 Aralık'ta da çalışmamız oldu.

 

SORU-CEVAP

 

Suriyeli sığınmacılara Avrupa kapıları kapanacak mı?

 

Merkel: Biraz önce bahsettiğim gibi mümkün olduğu kadar kontenjan yaratarak Suriyelilerin Türkiye üzerinden Avrupa'ya gelmesini istiyoruz. Bu Türkiye bütün mültecileri almak zorunda olamaz anlamına gelmez. Şu anda yasadışı söz konusu ve aralarında tacirler var. Suçsuz insanlar denizde ölüyor.

 

Almanya'da kontenjanlar konuşuluyor. Türkiye'de 2,5 milyon sığınmacı var. Şu anda 30 bin kişi sınırda bekliyor. Özellikle Türk halkına ne diyebilirsiniz?

 

Merkel: AB-Türkiye arasındaki eylem planı Türkiye'yi yalnız bırakmamak zorunda. Bu nedenle Londra Konferansı yapıldı. Mülteciler için bir proje tanımlanmıştır. Türkiye'nin işini kolaylaştırma yolunda bir şeyler yaptık. AB-Türkiye arasında insani yardım konusuna baktığımız zaman insan kaçakçılarına göre hareket edemeyiz. Ne şekilde görev dağılımı yapacağımızı konuşacağız. Mülteciler insan kaçakçılarına harcadıkları parayı çok güzel yerlere harcayabilirler.

 

 

3 yıl önce Gezi olaylarında Türkiye'ye eleştiriler yöneltmiştiniz. Şu anda Türkiye'de insan hakları hakkında örnek vermiştiniz. Şu an durum düzelmedi. Örneğin Türkiye 195. Sırada Türkiye. Can Dündar ve Erdem Gül'ün de aralarında olduğu gazeteciler hapishanede. Silopi'de Cizre'de insan hakları ihlalleri var. Emniyet güçleri sivil halka gözetmeksizin hareket ettiğinden söz edilmektedir. Almanya sessizliğe büründü. Neler söyleyebilirsiniz?

 

Merkel: Zannedersem belirli bir çalışma ve görüşme formatımız var. Her konuyu ele alıyoruz. Gazetecilerin çalışma koşulları da buna dahil. Kürtlerle ilgili, barış süreciyle ilgili de çok umutluyduk ancak her ülkenin teröre karşı hareket etme hakkı vardır. Tabii ki eleştirilen konuları da ele alıyoruz. İki üç yıl önceki durumdan şu duruma geçtiğimiz zaman sorunsallar da çok değişti. Suriye savaşının çok daha ileri seviyede olduğunu görüyoruz. Türkiye'nin bu konuda hiçbir suçu yok. AB ile Türkiye arasında tam üyelik konusunda müzakerelerde sürdürülmektedir. Eleştirileri de ele alıyoruz.

Davutoğlu: Basın toplantısı iki başbakan arasında ama, üçüncü bir basın açıklaması oldu. Buna da saygı duyuyoruz, Türk başbakanın yüzüne bakılarak bunun yapılması da önemlidir. Sorunun kendisinde birçok eleştiriyi aşan suçlamalar var. Türkiye'de herkes, hükümete, bana eleştiri getirebilir. Bugünkü gazetecilere dahi baksanız eleştirel yazıların destek yazılarından daha çok olduğunu görebilirsiniz. Eleştirinin objektif bir şekilde olması lazım. Türkiye iki seçim geçirdi. Serbest propagandanın yapıldığı, Türkçe ve Kürtçe propagandanın yapıldığı, hükümete dönük eleştirilerin çok yoğun yapıldığı bir ortamda gerçekleşti. Partilerin açıklamalarına bakın. Her şey konuşuldu. Bugün TBMM'nin herhangi bir oturumunu izleseniz, en aykırı fikirlerin nasıl konuşulduğunu görürsünüz. Türkiye demokratik bir hukuk devletidir. Herhangi bir kısıtlama olursa ona önce biz karşı çıkarız.

 

Ben bu halkın demokratik olgunluğuyla gurur duyuyorum. Dünyanın hiçbir yerinde yüzde 85 katılımla yapılan bir seçim yapılmadı. Dünyanın hiçbir yerinde yüzde 97,5 temsil yok ve dünyada çok az başbakan ülkesini yüzde 49,5 destekle yönetiyor. Şunu hiçbir şekilde unutmamamız lazım. Türkiye demokratik hukuk kurallarını terörle mücadele ederek işleten bir ülkedir. Acaba Almanya ya da İngiltere'de ilçeler bazı gruplar tarafından inşa edilmiş, keskin nişancılar, on binlerce mühimmat sığdırılmış olsaydı. Ya da Almanya'nın bir tarafında Suriye ya da Irak gibi bir çökmüş bir devlet olsaydı ve teröristler oradan silah taşıyor olsaydı ne olurdu? Paris saldırılarından sonra Sayın Hollande orduyu Paris'e çağırdı. Her yer askerdi. Benim vatandaşlarımın hayatı teröristlerin özgürlük alanından daha önemlidir. Fransız ordusu nasıl gerekli önlemleri aldıysa biz de Cizre'de, Silopi'de gerekli önlemleri alırız. Ankara'da teröristler 103 canımızı katlettiğinde her türlü güvenlik tedbiri aldık ama bir tek asker görmediniz. Ertesi gün terör saldırılarını değil hükümetin eleştirildiğini gördük. Hiçbirine de neden demedim. Türkiye AB standartlarında bir demokrasidir. Gelecek eleştirileri dinleriz ama bizim için en kutsal şey can, mal, namus ve genel insan hak ve özgürlüklerini korumaktır. Yanı başında hiçbir devlet otoritesi kalmamış ülkeden sızan teröristlere karşı mücadele ediyoruz. Demokrasilerde silah kulllanma hakkı meşru güvenlik güçlerindedir.

 

Türkiye'nin cezaevlerinde hiçbir gazeteci gazetecilik faaliyetinden dolayı hapiste değildir. Elinde sarı basın kartı olması suçtan muaf kılmaz. Ayrıca 193 ülkenin olduğu dünyada Türkiye nasıl 195. bunu da anlamadım.

 

Şimdi dönlim yatak muhabbetlerinde oluşan olguya Alman basınından örnek haberimize;  

Almanya Başbakanı Merkel, Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından Çankaya Köşkü'nde resmi törenle karşılandı. Merkel ve Davutoğlu sabah saatlerinde başlayan görüşmeyi takiben ortak basın açıklaması yaptı.

 

Rusya’nın Halep’teki hava saldırıları nedeniyle on binlerce Suriyelinin Türkiye sınırına yığıldığını kaydeden Almanya Başbakanı Angela Merkel “On binlerce insanı mağdur durumda bırakan hava saldırıları nedeniyle büyük kaygı ve endişe duyuyoruz" şeklinde konuştu. Rusya'nın tutumunu ağır bir dille eleştiren Merkel, Moskova'yı hava saldırılarına son vermeye çağırdı.

 

Merkel şu anki koşullar altında Cenevre'de Suriye barış görüşmelerinin devam etmesinin ise pek mümkün görünmediğine dikkat çekti. Suriye muhalefeti Rusya'nın saldırıları nedeniyle görüşmelere katılmayacağını açıklamıştı.

 

Türkiye’deki Suriyeliler

 

Almanya Başbakanı AB ülkelerinin kısa bir süre içinde belirli bir kontenjan uyarınca Türkiye'den Suriyeli mülteci kabulüne başlayacağını kaydetti. Merkel "Türkiye'nin Avrupa'ya ulaşmaya çalışan herkesi durdurmasını bekleyemeyiz ancak öte yandan söz konusu kontenjanla ilgili olarak bundan altı ay sonra konuşulacak" dedi.

 

Angela Merkel Türkiye ile birlikte bu konuda bir çalışma grubu oluşturulduğunu ve Suriyeli mülteci kabulünün hangi şartlara göre belirleneceğine önümüzdeki hafta karar verileceğini söyledi.

 

Merkel “Önemli olan Suriye’den göçün yasadışı değil, kontrollü, yasal ve bizim organize ettiğimiz biçimde gerçekleşmesi” diye konuştu.

Almanya Başbakanı yasadışı göçü engellemek için Emniyet güçleri arasında da işbirliği olacağını belirtti. Öncelikle insan kaçakçılığı ile mücadele edileceğini kaydeden Merkel, bu konunun NATO toplantısında da ele alınacağını belirtti

 

‘Tek başına üstlenmemiz beklenmesin”

 

Başbakan Ahmet Davutoğlu ise “Hiç kimse, 'Türkiye nasıl olsa Suriyeli mültecileri alıyor ve bütün yükü üstleniyor' diye Türkiye'den mülteciler konusunu tek başına üstlenmesini bekleyemez" diye konuştu.

 

Perşembe günü yapılacak NATO Savunma Bakanları Toplantısını hatırlatan Davutoğlu, “Suriye'den gelen mülteci akınının bütün sonuçları konusunda NATO'nun da devreye girmesi hususunda Türkiye ve Almanya birlikte bunu bir gündem maddesi olarak NATO'ya tavsiye edecek ve özellikle de NATO'nun da izleme, gözetleme mekanizmalarının sınırda ve Ege'de etkin şekilde kullanılması konusunda ortak çaba sarf edeceğiz” dedi.

 

10 maddelik mutabakat

 

Ahmet Davutoğlu "Bugün bir araya geldiğimizde bütün bunları göz önüne alarak, yaklaşık 10 önemli konuda birlikte hareket etme noktasında mutabakata vardık. Bunların bir kısmı daha önce de üzerinde mutabık kaldığımız hususlardı. Bunları bir eylem planı çerçevesinde Türkiye-Avrupa Birliği eylem planına uygun bir şekilde önümüzdeki dönemlerde takip ederek birlikte yürüteceğiz” şeklinde konuştu.

 

Davutoğlu Türkiye'nin PKK ile mücadelesinde de uluslararası toplumun desteğini istedi.

 

Yatak muhabbetlerinde oluşan olguda iklinci yatak için "Erdoğan ile görüştü" alt başklıkta değerlendiriliyor

 

Merkel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile de Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda bir araya geldi. Görüşmenin yaklaşık bir saat sürdüğü bildirildi.

 

Diyer yandan yine batı savaş kolunun üyesi ve Yatak muhabbetlerinde oluşan olguda sonra Alman medyası şu haberide verdi:

 

Türkiye'nin AB ile müzakere süreci 3 Ekim 2005 tarihinde başladı. Ancak Türkiye’nin AB müzakerelerinin ucu açık. Tam üyeliğin ne zaman gerçekleşebileceği ya da gerçekleşip gerçekleşmeyeceği belirsiz. Özellikle son dönemde mülteci krizi, AB-Türkiye ilişkilerini daha farklı bir boyuta taşındı. AB Küresel Araştırmalar Derneği Başkan Yardımcısı Can Baydarol, roportajında Türkiye’nin AB sürecini ve Geri Kabul Anlaşması’nın yürürlüğe girmesiyle yaşanabilecek riskleri değerlendirdi.

Son dönemde Avrupa’nın mülteci politikalarının genel olarak Türkiye’nin AB sürecini nasıl etkileyeceğini düşünüyorsunuz?

Can Baydarol: Şimdi AB öncelikle kendi mülteci politikalarını revize etmek durumunda. Niye durumunda çünkü 1990’lı yıllarda malum Dublin süreciyle başlayan AB’nin bir mülteci politikası yapılanması var. Fakat bu aşağı yukarı 150 bin kişilik bir mülteci için ortaya konmuş bir şeydi. Ve kaldı ki yıllar içinde son derece başarısız kaldığını kendileri de tespit etti. Çünkü her üye ülke sonuçta kendi çıkarlarını ön plana çıkartarak çeşitli bahanelerle bu süreci işletmediler. Ama bugün için son derece ciddi bir sorunla karşı karşıyayız. Şu anda Türkiye’nin sınırına dayanmış yeni mülteciler var, mülteci olmak isteyenler var. İşin içine tam bir paradigma değişikliği girmiş vaziyette. 16 Mayıs 1916’da tarih olarak vermek gerekirse başlayan Sykes-Picot süreci ile çizilen Ortadoğu haritası yeniden yapılanıyor. Ve bu yapılanma içerisinde de tabii Suriye’de şu anda yaşananlar Rusya’nın da işe müdahil olmasıyla birlikte esas mülteci probleminin ana kaynağını oluşturuyor. Şu anda Türkiye’de yaklaşık 2 milyonun üstünde mülteci var. Türkiye üzerinden AB kapılarına girmiş, dayanmış 1,5 milyon mülteci var. Dolayısıyla bu sorunun daha da ağırlaşacağı ortada olduğu için işte Şansölye Merkel, ekim ayından başlayarak bugüne kadar Türkiye’ye üçüncü kez gelmiş vaziyette. Belçika’daki diğer görüşmeleri de eklersek bu üst düzeyde beşinci temas oluyor. Dolayısıyla burada şu anda Avrupa’nın kendi mülteci yapılanmasını ve Türkiye ile ilişkilerini tamamen gözden geçirmek zorunda kaldığı bir dönemle karşı karşıyayız. Şu anda Türkiye’ye bir takım vaatlerde bulunuyor Avrupa. O da AB’nin bir stratejisidir. Vaatler ve gerekirse cezalandırmalar.

 

Vaatler neler?

 

Can Baydarol: İşte Türkiye’ye verilecek 3 milyar euro. Türkiye’nin bugüne kadar harcadığı 10 milyar dolar dikkate alınırsa ne kadar karşılar Türkiye’nin bu konuda yaptığı çabaları o başka bir sorun. İkincisi Türkiye ile bazı müzakere başlıklarının açılması. O da çok fazla anlam ifade etmiyor çünkü müzakere başlığının açılması artık Türkiye’deki AB heyecanının yeniden canlanması anlamına gelmiyor. Üçüncüsü Schengen vizesinin kaldırılması Türklere karşı ama buna karşılık Geri Kabul Anlaşması’nın kabulü. Çok basitçe özetlemek gerekirse mültecilere sonsuz ikamet hakkı karşılığında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına Schengen alanında turistik dolaşım hakkı, vizesiz dolaşım hakkı diye özetleyebiliriz. Yani aslında bakıldığı zaman AB kendi içerisinde en azını verip bu işten kurtulmaya çalışıyor. Düşünün Halep’e yapılan saldırılar sonucunda Türkiye’nin yeni mülteci akınına karşı kapılarını açması için AB Türkiye üzerinde baskı kurmaya çalışıyor. Ama aynı AB, Makedonya sınırında Yunanistan’ın tel örgüler yapıp mülteci akınına karşı Avrupa’yı korumasına da ses çıkarmıyor. Aslında ciddi bir insanlık trajedisi yaşanıyor. Tek kelimeyle söylemek gerekirse AB değerlerinin ayaklar altına alındığı bir dönem yaşıyoruz mülteci krizine bağlı olarak. Türkiye burada her halükarda kilit bir öneme sahip olduğu için yeni bir açılıma ve karşılıklı güven esasına dayalı yeni bir pozisyon almaya her iki tarafın da hazır olması gerektiği düşüncesindeyim.

 

AB Küresel Araştırmalar Derneği Başkan Yardımcısı Can Baydarol

 

 

Pek çok Avrupa ülkesi, mültecileri geri göndermeyi planlıyor. Ancak çoğu ülkede savaş sürdüğü için üçüncü ülkeler gündeme geliyor. Bu durumda da Türkiye ilk akla gelen ülke, Geri Kabul Anlaşması’ndan ötürü. Geri Kabul Anlaşması uygulamaya başlandığında bunun Türkiye için etkileri sizce olumlu mu olumsuz mu olacak?

Can Baydarol: Şöyle söyleyeyim, zaten Numan Kurtulmuş geçen gün açıklama yaptı ve Türkiye’nin artık mülteci almanın had sınırına eriştiğini söyledi. Bu koşullar altında Türkiye’de zaten 2-2,5 milyona yakın mülteci varken, Geri Kabul Anlaşmasıyla bu sayının 4,5-5 milyon dolaylarına çıkacağını varsayarsak herhalde Türkiye’nin de bu noktada bazı çekinceleri olacaktır diye düşünürüm. Burada yapılması gereken şey bütün Avrupa ülkelerinin belli hakkaniyete göre dağılım esası içerisinde mültecileri geçici bir süre de olsa, Suriye’deki sorun çözülene, akan kanlar durana kadar kabul etmesi ve ardından da tekrar ülkelerine göndermek üzere bir antanta varması gerekir. Yoksa Türkiye’nin Geri Kabul Anlaşması’nı bu koşullarda uygulama şansı bence çok düşüktür.

Anlaşma uygulamaya konduğunda AB, istemediği insanları Türkiye’ye geri gönderebilecek. Bu durumda istemediği insanları gönderdiği bir ülkeyi ileride üye olarak kabul eder mi?

Can Baydarol: Zaten şu anda üyelik bir tarafa, Schengen sisteminin ne kadar çalışabileceğini bizzat Donald Tusk tarafından geçtiğimiz ay içerisinde yapılan bir beyanda da gördük. Mülteci krizine çözüm bulunmazsa Schengen sistemi çöker bu da AB’nin çökmesi anlamına gelir gibi bir laf etti. Buradan hareket edersek Türkiye’nin tam üyeliğini konuşmaktan çok uzak bir noktada, yeni bir ilişki biçiminin nasıl olacağını tartışıyoruz. O da bence olmazsa olmaz bir koşul, AB’nin ortak dış politika ve güvenlik politikasıyla Türkiye’nin dış politika ve güvenlik politikasının örtüştürülmesi gereğidir. Suriye konusunda en azından. Başka türlü ben bu sorunun çözülebileceğini pek düşünemiyorum.

Sizce Türkiye'nin tam üyelik şansı azaldı mı?

Can Baydarol: Türkiye’nin tam üyelik şansı dün ne kadar varsa, bugün de o kadar var. Son 10 yıla bakarsak, normal koşullarda bir ülkeyle müzakerelere başlandığı zaman bu işin ne zaman sonuçlanacağı tam olarak ifade edilir. AB’nin bu konuda açık ve güvenilir olması gerekir. Türkiye’de şu anda baktığınız zaman hiç kimse Türkiye’nin bir gün tam üye olacağına inanmıyor bu görüntüler altında. Dolayısıyla da tam üyelik şansı dün ne kadar varsa, bugün de o kadar vardır. Belki daha fazla da artabilir. Çünkü Türkiyesiz bir Avrupa’nın bu mülteci meselesiyle baş etme şansı yoktur. Burada değerlerden vesaireden bahsetmiyoruz, tamamen reel politikanın ortaya koyduğu günlük değerlendirmelerden ve paradigmanın değişiminden bahsediyoruz. Bu noktada AB-Türkiye’nin yeni bir yol haritası çizmesi ve burada açık, net, karşılıklı güvenilir olması gereğinden bahsediyorum. Bunun adı tam üyelik olabilir farklı bir ilişki biçimi olabilir ama bugün artık Ankara Anlaşması’nın ya da Helsinki Zirvesi’nin ortaya koyduğu çizgide devam etme şansı kalmamıştır.

 

Geri gönderilmesi planlanan insanlar arasında ceza alan kişiler de olabilir. Peki, bunlar Türkiye için bir güvenlik sorunu oluşturur mu?

 

Can Baydarol: O kişiler cezai müeyyideye çarptırılır. Ama tabii bir başka soru da bu insanların hakikaten Türkiye’den mi gittiği. Yoksa başka yerlerden de bir sürü insan Avrupa’ya göç ediyor. Cezai müeyyideye tabii insanlar Afrika’dan başka yollarla da gelmiş olabilir. Geri Kabul Anlaşması’nın temel risklerinden birisi her gelenin “Bu Türkiye’den gelmiştir” diye Türkiye’ye gönderilmesi gibi bir pozisyonla karşı karşıya kalma riskidir. Herhalde buna karşı da Türkiye’nin ciddi bir kovuşturma önlemi alması gerekecektir.

Türkiye için vize serbestisinin uygulamaya geçirilmesi ne kadar gerçekçi sizce?

 

Can Baydarol: Geçirilebilir ama şunu söylemek lazım bu vize serbestisi dediğimiz yerde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının turistik seyahat etme hakkından bahsediyoruz. Bu bir serbest dolaşım hakkı değildir. Asla bununla karıştırmamak gerekir. Bu noktada da zaten Türk hükümeti de en azından Türk kamuoyuna “vallahi iyi işler yapıyoruz” anlamında gelecek teknik düzenlemeleri yapacaktır. AB’nin de mültecilerin sonsuz Türkiye’de ikamet hakkına karşı en azından turistik seyahat hakkını tanıması çok da abartılacak bir durum değildir düşüncesindeyim.

 

Saygılar…    

 

Acemi Casusu Gazeteciler…

 


Rogg & Nok Haber Servisi:- Rogg & Nok Değişik Dünya Haber ve yorumları analiz edip yayına vermek için Araştırma Grubu

E-Posta ile gönderilen veya direk Web sitesine yayınlanması için gönderilen yazıların fotoğraf gibi tüm demokratik protesto, bilgi, haber, yorum ve sosyal/siyasal içerikli paylaşımlar TC Anayasasının;
MADDE 25: "Düşünce ve Kanaat Hürriyeti";
MADDE 26: "Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti"
kapsamında Web sitemizde yapılmıştır.
Kişisel veya kurumsal Demokratik düşünce ve kanaatlerimiz engellenmesi ve/veya şiddet/baskı altına alınması, bu nedenle
"Yazar olan biz Hakkımızdaki veya kullanıcıların kullandıkları web sitesindeki yayınlanan haberler dolayısı ile olası her türlü anti-demokratik yasal girişimi",
TC Anayasası, AİHM ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi kapsamında, her türlü yasal haklarımız saklı kalmak üzere, peşinen reddederiz…

OKUYUCU YORUMLARI

UYARI:Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.(Yorum Yapanın Taahütü)Yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Ad Soyad
E-Posta
Güvenlik Kodu: Guvenlik
Yorum
Copyright ©2010 - Tüm hakları saklıdır.
PHP Haber Sitesi Türkiye Tasarım
Rogg&Nok Haber- Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz Ve kaynak gösterilmeden Alıntı Yapılamaz. Yayınlanan Tüm Haber Ve Açıklamalar İlk Kaynaktan Ulaştırılan Açıklamalardır. Sitemiz Bu Açıklamalara Ekleme Veya Müdahelede Bulunmadan Yayınlar. Yorum,Makale, Sizden Gelenler Bölümündeki Yazılardan Yazanlar Sorumludur. Harici Bilgiler Ayrı Bir Sayfada Açılır. Rogg&Nok Haber Bu Linkler Ve İçeriklerinden Sorumlu Değildir.Her Türlü Haber Ve İletişim İçin roggnok@gmail.com Adresini kullanabilirsiniz. Sitemizden Daha İyi Yararlanabilmek için Gizlilik İlekeleri Ve Yayın Prensiplerimzi Okuyunuz. En İyi İnt Exp 8+ 1024x768 Görüntülenir