16 Haziran 2019 Pazar 22:47:31
» Casus gazetecilerden haberler: Tutuklandılar 28. günü oldu. Kubilay'ı yaşatsaydık...

Casus gazetecilerden haberler: Tutuklandılar 28. günü oldu. Kubilay'ı yaşatsaydık...

Bazen kelimeler yazılar yazılmıyor haber verilmiyor. İşte dün öyle bir güdü herkes haber yaptı fakat habercilik bu mu diye düşündük kalemimizi ısırdık dişlerimiz kırıldı, azımızdan dün kan geldi biz haber veremedik. Yıl 2015 değişen tek sürüm ve sürünenle sürüklenenler…
Paylas
Casus gazetecilerden haberler: Tutuklandılar 28. günü oldu. Kubilay'ı yaşatsaydık...
http://www.bagimsizozgurmedya.com
Hapisten Yazan Yazarlarımız - 23 Aralık 2015, Çarşamba 13:38:54
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

 

 

Saygın okurlarımız ve şimdiki bu uzun yazıyı bıkmadan okuyan halkımız,

 

 

 

Yıllar önce Menemen ve Kubilay Olayını, bu günlerde yaşanan olaylarla beraber anlatacağız...

 

 

 

 

Olaylardaki amaç aynın görüş aynı….

 

 

 

Bu olguya bakmayı bilmek gerek…

 

 

 

Bakmakta yeteli olmadığı zamanda gönül gözü ile görmek hissetmek gerek…

 

 

 

Bu zaman diliminde, o zaman dilimindeki olaylara bir bakarsak o günleri yaşasak bu günleri anlarız işte gönül gözü burada devreye giriyor…

 

 

 

O günde içimizde oluşan şerefsizler, bu günde içimizdeki şerefsizler.  

 

 

 

O şerefsizlerin düşünce ve davranışları aynı fakat yurdu savunan şerefli olan subaylar ve de oluşan kişiler şu anda aramızda var mı, yok mu?

 

 

 

Yine düşünün; Şerefsizler şereflileri yendi mi?  

 

 

 

Kubilay gibi subaylar olsa idi günümüz nasıl olurdu?

 

 

 

Bir dakika bunu düşünün, bizim buradaki amacımız gönül gözünüzle düşünmeniz istiyoruz…

 

23 Aralık 1930 günü gerçekleşen, İzmir'in Menemen ilçesinde, askerliğini yedek subay olarak yapmakta olan öğretmen Mustafa Fehmi Kubilay'ın ve yardımına koşan bekçiler Hasan ve Şevki düşünün….

 

Bu iki şerefli insan Şeriat isteyen bir grup tarafından öldürülmesiyle başlayan olaylar zinciri. 

 

Bu öyle bir zincir ki ne o zaman ne şimdi ki zamda zincir koparılmadı, daha da güçlendirildi. 

 

 

 

Halkası ne zaman zayıflasa o kadar halka eklendi…

 

Kopmayan kesilmeyen zincire başka halkalar eklenerek şimdiki olayların versiyon farkı ile oluşmasına yol açtı…

 

Bunları günümüzde görmesek de duymasak da  ne yazık ki yaşıyoruz, bizlere yaşatıyorlar.,.

 

 

 

Nasıl mı?

 

 

 

Sabırla yazıyı okursanız anlayacaksınız….

 

 

 

Biraz uzun hikaye bu elimizden gediğince kısa ve öz olarak anlatacağız…

 

Tam yerine denk geldiği zaman günümüzden manzara koyacağız…

 

Bizde tam bilemiyoruz bakalım nasıl koyacağız…

 

Buda bizim farkımız, hatlı koyarsak siz dorusunu bize koyun….

 

 

 

Bizleri sizden biri olarak görün bizleri her aşamada yazıya yorum yaparak her an uyarabilirsiniz.

 

 

 

İşte anlayanlara koyduğumuz bu günkü haberimiz…

 

 

 

Her gün bir sonraki günün tarihidir…

 

 

 

Tarih bilindiği kadar ondan nasıl ders aldığımızda bir sonraki güne aktarır…

 

 

 

Ve de o aktarımlar tarih sayfasına girer…

 

 

 

Geçtiğimiz yüzyılda şereflilerin çok olduğu şerefsizlerin azınlıkta olduğu bir Türkiye cumhuriyeti vardı…

 

 

 

Şimdi tarih bunu böyle yazıyor…

 

 

 

O yüzyılda yaşan Cumhuriyet tarihinin en önemli olaylarından biridir olarak bugün yazılan tarih sayfalarına bakmamız gerek…

 

 

 

23 Aralık 1930 günü Olayların ardından bölgede sıkıyönetim ilan edilmişti.

 

Aynen şimdi 2015 yılında değişik versiyonlarda olduğu gibi…

 

 

 

General Mustafa Muğlalı başkanlığında kurulan Divanı Harp'te failler idam dâhil çeşitli cezalara çarptırılmıştır.

 

 

 

Günümüzde; Şimdi idam yok ama yasalarda yok…

 

 

 

İşte yukarıda belirtiğimiz biçimde o tarih sayfalarında zinciri o halkası, olaylar o zaman şeriat yüzünden çıkmıştı olarak bildiriyordu…

 

Şimdi Şeriat düzeni olayları bu günde yurdumuzda ve çevre  böğe ülkelerinde bir plan doğrultusunda tezgahlıyor.

 

 

 

Irkçı terörist grubu bu yapılanmada zinciri kuvvetlendirici bir faktör olarak gündeme sokuluyor…

 

 

 

Günümüzde asıl olgu görünmüyor, görmek istenmiyor…

 

 

 

Tarih yıpratmadan düne ve bu güne bakalım ve manzaraya notlar koyalım, çünkü ilerde başta da yazdığımız gibi bu günümüz tarih olacaktır ders almamız için tam yerinde manzaraya koymamız gerekir:

 

 

 

Mustafa Fehmi Kubilay, 1930 yılında Menemen'de yedek subay sıfatıyla askerlik görevini yapmaktaydı.

 

 

 

Şimdiki gibi olmasa da özel hayatında öğretmenlik yapıyordu…

 

O yıllarda öretmen olmak kutsal bir vazife olarak görünüyordu…

 

Bu gün ise öretmek ve öğrenmek için para gerekiyor, kısaca paran olduğu zaman öreniyorsun, paran olmaz ise bilgiler havda kalıyor…

 

Günümüzde versiyonlar değişe de amaç aynı olduğu biliniyor…

 

Bu amacı kendi lehlerine çevirenler bunu iyi bilen şerefsizler ülkede boy gösteriyor.

 

Günümüzde eğitimi bozmaya uğraşan din sömürücülerle birlikte narko-terör örgütü çalışarak birçok okulu yaktı ve birçok öğretmeni geçmişte ve günümüzde ötürüldü.

 

Dünümüzdeki sonuç, sonunda öğretmenle görev yaptıkları memleketten geri çağrıldı, zaten zar zor eğitim alan öğrenciler terörist olmaları için başıboş bırakıldı asıl amaç ilerdeki propaganda malzemesi hazırlamak ve de “işte Türk askeri size böyle böyle yaptı eğitiminiz bile engelledi” diye içte ve dışta propaganda yapmaları sağladı…

 

 

 

2023 yılını eyer görürsek o çocuklarında terörist odakların maşası olduğunu görürüz.

 

İşte bu zaman ki görünüm bu yurdu savunmak için olumlu veya olumsuz olgular ilerde terör olarak geri dönecek, işte size şeriat düzeni bunumu istiyorsunuz?

 

 

 

Biraz daha ayrıntıya girelim gönül gözünüzle baktığınıza eminiz, çünkü at gözlüğü ile bakarsanız bu yazı anlaşılmaz olarak anlarsınız….

 

 

 

Tarih sayfalarına girdiğimizde 23 Aralık 1930 sabahı Menemen'de yaşana manzaradaki olaya kısaca gönül gözümüzle bir bakalım:

 

 

 

Şeyh Esat’ın Manisa’da Nakşibendi tarikatını yaymakla görevlendirdiği Laz İbrahim tarafından yönlendirilen, Manisa tarafından gelen çember sakallı, sarıklı ve cüppeli dördü silahlı 6 kişi, 23 Aralık 1930'da sabah namazından sonra camiden aldıkları Yeşil bayrağı yola dikerek silah zoruyla etraflarına adam toplamaya çalışırlar.

 

 

 

Geçtiğimiz yüzyılda Almanya’da Kara ses olarak biz varız diyerek kendini gösteren şeriatçı oluşuma kimse kulak asmadı, ama başlangıç olarak tarihimize geçti…

 

 

 

Bu gün 23 Aralık 2015 şimdiki versiyonda görülen Tarikat ve Şeriat düzeni oluşumu 15 yıl önce düzene dış ülkelerce sokuldu ve gizli olarak arkadan ülkenin kuyusunu kazmaya çalışmaları konusunda istihbarat örgütlerince eğitim verilen bu şerefsizler şerefli olarak şu anda saygı görüyorlar…

 

 

 

Bu çalışmaları yaparken önceden kurulmuş ırkçı terörist grubu ile bağlantı kurdular, ırkçı oluşumlara gizli olarak silahlandırılmaya başladılar…

 

 

 

Bir taraftan eğitim ve öğretimi durdurmaya ve düzenini bozma operasyonları başlatmak içinde çalıştılar…

 

Bir sürü senaryo sonucu ırkçı örgütün istediği ölçüde eğitim ve öğretime günümüzde başladı…

 

 

 

Tarih sayfalarına baktığımızda o zamanlar Elebaşılar arasında, Giritli Derviş Mehmet, Şamdan Mehmet, Sütçü Mehmet Emin, Nalıncı Hasan, Küçük Hasan vardı.

 

 

 

Şimdiki çağda yukarıda belirtiğimiz gibi zincire başka halkalar eklendi bu halkalar ana halkayı kuvvetlendirici olarak yukarda belirtiğimiz istihbarat örgütleri desteği ile görev verip oluşumda hem din kökenli hem de bu narko-terör örgütü yapılandırılıp işlevle yapıyorlar, bunları kanıtları ise çok yakınınızda, bu olguları takip eden bu olguları kanıtlarında ulaşabilir…

 

 

 

Biz size nasıl ve ne şekilde ulaşacağınızı yollarını gösteriyoruz Şimdiki oluşumun şerefsiz şeref verilen başlıca elebaşların adlarını veriyoruz…

 

 

 

Bular hala hayata ve belgeleri saklıyorlar, biz Casus gazeteciler belgeleri net olarak görsek de elimizde kanıt olmadan bu belgede adları geçen kişilerin itham ederiz eğer bu belgeler detaylı aramadan sonra bulunmaz ise özür dilemeyi de biliriz…

 

 

 

Evet,

 

 

 

Yok ise bu belgeleri doğruluğunu ve yanlışlığını çıkarmak yine şerefli savcılar varsa onların görevidir.

 

 

 

Bizler ancak uyarırız ilerde bu adlarını verdiğimiz şahsiyetlerin belgeleri ortaya şu veya bu şekilde çıkar veya çıkarılmaz ise gelecekte çıkan belge ve dokümanlardan ancak ve ancak şimdiki hukuk adamları sorumlu olacaklardır…

 

 

 

İşte günümüzün şerefsiz elebaşları Fethullah, Tayip, Abdullah, Karayılan, Kuru Bahçeli.

 

Birde bunların yanında günümüz koşullarında koordinasyonu sağlayacak iki kişi daha eklendi Ahmet hoca, Genç Selahattin, bu iki kişi iyi kötü polisi oynayacak dış ülkelere Ahmet hoca görünüşte görünür olacak, tüm devlet içinde oluşan terörist olayları değiş anlamlarda dünya verecek olan Genç Selahattin olması kararlaştırıldı.

 

 

 

Bu esnada toplumu galaya getirmesi için Kuru Bahçeli ters yüz politikalar üretmesi için üretime geçirildi…

 

 

 

Karayılan ise bu oluşumda silahlı gücü elinde tutacak ve istendiği anda askere saldıracak güçlü bir terörist grubunu başına getirildi…

 

 

 

Bu yukardaki kişiler görünüşte ayrı ideolojiyi savunan ama aynı amaca hizmet eden kişiler…

 

 

 

Amaç, görünmeyen şeriat düzenini kurmak için bir araya gelmişlerdir…

 

 

 

Bu arada devamlı hedef saptırma oyunları oynandığını unutmayalım…

 

 

 

İşte TIR olgusu su üzerindeki balığı yüzdesidir, asıl büyük balık derin sularda suyun atında yüzüyor, bölgede asıl bu oluşumun askeri oluşum ile beraber gitmesi son derecece günümde önemli bir faktördür, bir yandan dış güçlerin destekledikleri oluşum vardı. Bunu da dini sömüren Tayip’e bu işi yapması için sosuz kredi sağlayan  dış güçlerle organize etti…

 

 

 

Oluşumu dış güçler ile birlikte planlayan Fethullah ise oluşum organize bir vaziyette gittiğini görerek bağlı olduğu memlekete gitti, oradan aldığı talimatları buradaki müritlerine din ögeleri sunarak kriptolu olarak bir müddet bildirdi, daha sonraki senaryolar gelişince Tayip, halife olmaya karar verince bu ikilin arası özellikle ilişkileri bozuldu gibi gösterildi, halbuki olgular gizli olarak tam istedikleri gibi organize bir şekilde gitti...

 

 

 

Asıl beyin takımını dışarıdan yönetmek daha başarılı sonuçlar gündeme getirdi…

 

 

 

Günümüzde bu olgular olurken biraz daha geçmişe dönelim ve o zaman diliminde Derviş Mehmet camide namaz kılanlara kendini "Mehdi" olarak tanıttı ve dini korumaya geldiklerini söyledi…

 

Tekrar günümüzde bunun değişin versiyonunu  önce Fethullah gizli oturumlarda böyle olmasa da müritlerine kendiniz gizleyin talimatı verdi ve bir yanda da politik bir dille imam bildiğini okudu bazı sözleri ima ederek söylemlerine koydu…

 

Bizim laik dediğimiz kesim olanlar bu sözlerin suda kalan kısımlarını duydukları halde kimse o sözlerin altında yatan mesaja kulak asmadı, fakat bilinç düzeyi daha önceden programlamış düşünce fakiri halk bulanlar hilafsız beyat etti beyat etmeyenler zaman içinde bu oluşumun kurduğu kumpaslar ile bertaraf edildi, hukuk ve düzen artık ellerinde…

 

Yine hedef şaşırtma oyunu oynanıyor, bu oyunlardan önce tüm uyarılara rağmen “açık verdiği” söylenmesi bile kâr etmeyen kişilik Zamanla bu şerefsiz Tayip politika yaparak bunu açık açık beyan etti…

 

Sanki tek o bu dini biliyormuş gibi yukarıda “oluşumu sağladığını” belirttiğimiz bilinci kapalı halk bu sözlere inandı, fareli köyün kavalcısını dinler gibi Tayibin ’in arkasına katıldı ve beraber yürümeye başladılar…

 

Bunu fırsat bilen senaryo yapımcıları daha ileri giderek bu oluşumu lehlerine çevirmeyi başardılar, bunda en büyük pay önceden hazırlanan medya sayesinde oldu…

 

Bilinci olmayan veya bilinç düzeyi kapatılmış halkı yönetmek çok daha kolaydı…

 

Bu arada bir sürü yolsuzluk yapıldı, senaryo yapımcıları dış ülkeler halkın bilincini test etmek için su üzerinde görülen yolsuzluk dosyaları ortaya çıkarıldı halkın tepkisine göre bu senaryolarda bazı değişikler yapıldı…

 

Hukuk ayaklar altına alındı “O” çocukları bile suç görmeden mahkemeye çıkmadan olay unutturulmaya çalışıldı ve çoğu binci kapalı bilinci yönetilen yoksul olan yine medya yolu kullanılarak bu olgular halka unutdurukldu…

 

Bu arada Tayip ile Abdullah görünmeyen kapılar ardında görünmeyen bölünme planları dış ülkeler tarafından yönlendirilerek yapıyorlardı, aynen şimdi olduğu gibi yakın tarihimizde bunlar yapıldılar...

 

Siyasi anlamda ayrı düşünce yapısına sahip bu iki şerefsiz kişi üzerinde oyun şimdiki gibi oynandığı götürülüyor halkı öldürerek oyuna devam ediyorlar…

 

Yine 23 Aralık 1930 bakalım o zamanlarda yalanlar dine alet ediliyordu şöyle ki; Arkalarında 70 bin kişilik Halife ordusu olduğunu, öğle saatlerine kadar şeriat bayrağı altında toplanmayanların kılıçtan geçirileceğini söylediler.

 

 

 

Aynen şimdiki terörist oluşumun yaptığı olgunun değişik bir versiyonu o zamanlarda din olgusu için kullanıldı…

 

Tarihimizi bilmez isek oyunu onları kurallarına göre oynamaya mecbur bırakırlar, geçmişte ne odu ise gelecekte de o oluyor, yalnız versiyon değişikliği ile bu olguları birbirine bağlayamıyoruz, zaten amaç bu olguları birbirinden ayırmak ve olguları yan yana gelmemesini sağlamak.

 

İşte her olgu kendi başına bir oluşum fakat birleştirdiğiniz anda asıl olgu görünüyor…

 

Amaç aynı şekilde iç ve ış güç odaklarının çıkar kavgası…

 

Olanlar tarafından bu oyunlar geçmişte ve günümüzde tezgâhlanıyor…

 

Şimdiki duruma bakın neler oluyor olduğu bölünecek bölgelerde korku yaratıldı…

 

 

 

Yine o yıllara dönelim; Camideki yeşil bayrağı alıp uzun bir sopaya taktılar ve Menemen şehir meydanında kazdıkları bir çukura diktiler.

 

Şimdiki olaylara benzerliğine dikkat çekelim yine meydanlar kazılıyor…

 

O zamanlar Bayrağın çevresinde dönmeye, tekbir getirmeye, zikretmeye ve "Şapka giyen kafirdir! Yakında yine şeriata dönülecektir." diyerek bir isyan hareketi başlatmak isterler. Bayrağın altından halktan bazı kişileri (bir fabrikada çalışan Hayimoğlu Jozef de dahil) geçirdiler. Kasabaya halife ordusunun geleceği iddiası halkı korkuttu…

 

 

 

Şimdi doğuda olan olaylara benzerliği var mı sizce?

 

 

 

Bakmayı bilirseniz bu benzerlikleri görürsünüz….

 

 

 

Korkutulan halk ve yalanlar üzerine din sömürüsü işte amaç ve geçekler bunlar bunları bir….

 

 

 

İşte tam yerine denk geldi anlayanlara yine manzara koyalım…

 

Günümüzdeki olgu gönül gözünüzle bakın, halife olgusu bunun yeni adı başkanlık…

 

 Yine halk eziliyor ve korkutuluyor versiyon farklı ama aç hep aynı; düzeni değiştirmek, çıkarlar için din sömürüsü altıda yaşayan halkı kendi iktidar hırsları ile yönetmek, yadım aldıkları ülkelerin amaçları Türk vatanın bölmek, parçalamak yok etmek…

 

Evet,

 

Şimdi ordumuzda ve aramızda eğitmen Kubilay’lar yok…

 

İşimiz kime kaldı bilen hiç yok…

 

Geçmişte tarih sayfalarında daha neler görülüyor o sıralarda olayların ilçedeki askeri birlikte duyulmasıyla, alay komutanı, Yedeksubay Kubilay'ı olay yerine gönderdi.

 

 

 

Kubilay bu hareketi bastırmak için bir manga askerle olay yerine geldi.

 

Şimdi hiç bir askerde yok olduğu tahmin edilen vatan sevgisi ile dolu yürekli Kubilay,  Askerlerin yanından ayrılarak tek başına şimdini torunları başta olan şerefsizlerin arasına girip teslim olmalarını istedi.

 

Şerefsizlerden biri ateş ederek Kubilay’ı yaraladı.

 

Karşıdan bunu gören askerler ateş açtılar.

 

Fakat tüfeklerinde öldürücü etkisi olmayan manevra fişekleri vardır.

 

Bu gün başımızda bulunan kişilerin  anaları beli babaları muhtelif olanları soyundan gelen Şerefsiz Derviş Mehmet "bana kurşun işlemiyor” diyerek şimdini olduğu senaryo versiyonundaki sayın denilen şerefsizler gibi onların soydaşlarının yaptığı usulde yalan söyleyerek halkı kandırdı…

 

 

 

O yürekli olan şerefli subay Kubilay yaralı halde cami avlusuna sığındıysa da, şerefsiz namusuz Derviş Mehmet ve şimdiki versiyonda oluşan soydaşları gibi yalak olan arkadaşları peşinden geldiler. İşte o anası belli babası muhtelif olan şerefsiz namusuz Derviş Mehmet, çantasını açıp testere ağızlı bağ bıçağını çıkardı ve yaralı Asteğmen Kubilay'ın başını kesti.

 

 

 

Bu olgu size neyi hatırlatıyor, söyleyelim bizim şerefsizin emri ile o ISID denilen din sömürücü terör örgütünün bu zamanki yaptığı uygulamanın birebir aynısı.

 

İşte soyu ve sopu beli olmayanların yaptığı bir uygulama din yolu ile gelen iktidar hırsı = şeriat; sizde böyle bir fareli köyün kavalcısının peşinden gidecekseniz tarihimizi hiç bilmiyorsunuz demekten başka bir şansımız yok….

 

 

 

Şerefsizler Kesik başı yeşil bayrağın sopasına dikmeye çalıştılar ancak başaramadılar. Yalakalardan Birisi ip getirdi ve Kubilay'ın başı yeşil bayrağın dikili olduğu sopaya iple bağlandı.

 

Olay yerine yetişen şerefli bir emniyet görevlisi olan Bekçi Hasan ateş edip gruptan şerefsiz birini yaraladı. Ancak açılan ateş sonucu o da şerefiyle öldü. Arkadaşının yardımına koşan başka bir şerefli emniyet görevlisi olan Bekçi Şevki de açılan ateş sonucu öldü.

 

 

 

Bu aşamada askeri birlik yetişir. Komutan "Teslim olun!" diye bağırır. Ancak olay çatışmaya dönüşür ve askeri birlik ateş eder.  Şerefsizlerden biri olan  anası beli bası muhtelif olan bizim şimdiki yönetenlerin soyundan gelen şerefsiz Derviş Mehmet de dahil bazı şerefsizleri ölürken, bazı şerefsizler şerefsiz olduklarını kanıtlarcasına kaçar. Daha sonra tüm şerefsizlerin hepsi birden yakalanır.

 

Bu da bu çağda Hürriyete baskını biraz anımsatmıyor mu? Şimdiki versiyonda yine bir şerefsiz halkı galeyana getirip Hürriyete baskın yapmış daha sonra gazeteciği dövdürtmüş ve şu anda dışarıda yakalanmadı hatta ona ödül bile verildi işte o zamanki emniyet kuvvetleri ile şimdiki emniyet kuvvetleri arsındaki derin uçurumu siz düşüme kabiliyetiniz kadı ise düşünün şeriat mı şeref mi?  

 

Kubilay Olayı, bu zamanın şerefsiz o zamanın  şerefli genç Türkiye Cumhuriyeti'nin 1925'deki Şeyh Said İsyanından sonra tanık olduğu önemli olaylardan biridir.

 

Burada başka bir olay göze çarpıyor 1925 beş sene önce Genc Hâdisesi, Şubat - Nisan Güney Doğu Anadolu'da merkezi yönetime karşı girişilen geniş çaplı Zaza-Kürt aşiretlerin destek verdiği Hilafet taraftarı ayaklanma.

 

Yine Kürt toplumu ve Güneydoğu Anadolu 5 sene önce yine karıştırıldı hem de din yönünden dikkatiniz çekti mi bilmiyoruz. İşte olayları birbirine bağlamanın en güzel yolu tarihi bilmektir öncesi sonrası ve sonuçları…

 

Bu olgunu üzerinden biraz geçelim; şerefli sayılan Cumhuriyet'in ilk yıllarında Kürtlere uygulanan baskı ve yasaklanmalar ve özellikle Mart 1924'te Hilafet'in kaldırılması Güney Doğu Anadolu'da çeşitli muhalefet odakları doğurmuştu.

 

Bu muhalefet odaklarından Kürt İstiklal Komitesi'nin çalışmaları açığa çıkarıldıktan sonra, politika önderlerinden önde gelen yöneticilerinin çoğu tutuklandı…

 

Şeyh Said'e bağlı kişilerin Diyarbakır'ın Eğil nahiyesine bağlı Piran köyünde (Diyarbakır ilçesi Dicle) arama yapan bir jandarma müfrezesiyle çatışmaya girmeleri (13 Şubat 1925), kısa sürede genişleyecek yaygın bir ayaklanmanın kıvılcımını oluşturdu.  Darahini'yi basarak (16 Şubat) valiyi ve öteki görevlileri esir alan Şeyh Said, halkı İslam dini adına ayaklanmaya çağıran bir bildiriyle hareketi tek bir merkez altında toplamaya çalıştı. Bu bildiride 'din uğruna savaşanların lideri' anlamına gelen mührünü kullandı ve herkesi din uğruna savaşa çağırdı. Başlangıçta isyan İslâm şeriatının tesisi adına başlatılmış ise de sonradan Kürt istiklâl hareketine çevrilmiştir.

 

Şeyh Said Ayaklanmasının bastırılması o zamanın şerefli Cumhuriyet yönetiminin Güney Doğu Anadolu'da denetimi sağlamasında önemli bir dönüm noktası oldu. Öte yandan ayaklanmayla ortaya çıkan gelişmeler, bir süre önce çok partili yaşama geçiş yönünde atılan adımların kesintiye uğramasına yol açtı. Ayaklanmaya karıştığı gerekçesiyle hakkında soruşturma açılan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, çok geçmeden hükümet kararnamesiyle kapatıldı.

 

Detayları araştırma yaparsanız önünüze gelir…

 

Burada ilk dikkat edilecek nokta aradan 90 yıl geçti tarih yanılmaz, 90 yıl önce  ve yine ilk olarak Güneydoğu karıştırıldı…

 

İkinci dikkat çekici nokta Çok geçmeden Siyasi oluşumlarda oluşturulan parti kapatıldı…

 

Üçüncü dikkat çekici nokta, Ardan 85 yıl geçti eski adı halifelik yeni adı başkanlık tartışması başladı…

 

Dördüncü asıl dikkat çeken nokta şerefsizlerin bu tarihleri biliyorlar olması ve ondan iyi anlaşıyorlar ve de çok iyi paslaşıyorlar…

 

İlk isyanı 90 yıl önce bir Kürt aşireti çıkardı daha sonra 85 yıl önce şeriat düzeni isteyen şerefsizler bir subayımız öldürdü, arasındaki bağ nedir bunu sizler çözün.

 

Yalnız şunu bilin 90 yıllık bir dostluğun meyveleri 90 yıl sonra toplanıyor…

 

O zamandan bu zamana uzana tarih sayfaları bize geleceğimizi gösteriyor, 1930’lara tekrar dönelim o zamanki devlet yapısı bazı şeyleri net görüyordu ve Devlet sert tepki gösterdi. 27 Aralık 1930 günü Dolmabahçe Sarayı’nda Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığında bu Menemen konusu ile ilgili bir toplantı yapıldı.

 

Kaynakların ifadesine göre, Atatürk, Kubilay Olayına çok kızmıştı.

 

Daha birkaç yıl önce Yunan İşgalinin acısını tatmış bir muhitte bu olayın meydana gelmesi üzerine, bazı kaynaklara göre, ilçenin haritadan silinmesini emretti.

 

Ertesi gün de, "Böyle emirler verirsem, uygulamayın, sonra bir daha sorun", dedi.

 

28 Aralık 1930'da orduya gönderdiği başsağlığı telgrafında, "Mürtecilerin gösterdiği vahşet karşısında Menemen’deki ahaliden bazılarının alkışla tasvipkar bulunmalarının bütün cumhuriyetçi ve vatanperverler için utanılacak bir hadise" olduğunu belirtti.

 

1925-1930 arasında 5 sene var bu beş senede ilk kara ile son karar arasında düşünen Mustafa Kemal ilk kararını uygulasaydı neler olurdu, onu yorumlamak bizlere düşmez…

 

Yalnız fikirler ne kadar sıkıcı bile olsa düşünmenin önemi büyüktür…

 

Bazen ilk karar son kardan daha iyidir…

 

Bazen kızgınlıkla verilen karlarlar daha sonra önüne geçilemeyecek diğer karaların önünü açar…

 

 

 

31 Aralık 1930 günü Menemen ilçesi ile Manisa ve Balıkesir’in merkez ilçelerinde 1 Ocak 1931’den itibaren 1 ay süre ile Fahrettin Altay komutasında sıkıyönetim ilan edilmiş ve 1. Kolordu Komutanı Vekili olan General Mustafa Muğlalı başkanlığında bir Divanı Harp kurulmuş bilgileri mevcuttur…

 

Takip eden günlerde 7 Ocak 1931'de bu kez İzmir'de yine Mustafa Kemal Paşa başkanlığında ikinci bir toplantı yapıldı.

 

Olaya doğrudan veya dolaylı tutuklu  105 sanık olduğu belirtiliyor…

 

(Anayasayı cebren tağyir, eyleme iştirak, azmettirme veya Mehdi Mehmedin Mehdiliği için harekete geçtiğini bildikleri halde zamanında Hükümete haber vermedikleri ve tekkelerin seddinden sonra ayini tarikat icra ettikleri suçlamalarıyla)

 

15 Ocak 1931'den itibaren Divanı Harp’te yargılanmaya başlandı, dikkat çekici nokta o zamanda Anayasa vardı şimdide var, o zamanlar anayasa işliyordu şimdi rafa kaldırıldı.

 

İşte şerefli bir Türkiye’den şerefsiz bir Türkiye manzarası denk geldi bizde koyduk…

 

General Mustafa Muğlalı başkanlığında kurulan Divan Harp Mahkemesinde 24 Ocak 1931 günü iddianame okundu ve 29 Ocak 1931 günü mahkeme 36 (ölmüş olan bir sanık ile 37) kişinin idama mahkûm edilmesine, 40 kişinin sorumsuzluğu nedeniyle salıverilmesine, 27 sanığın beraatine, 41 kişiye çeşitli hapis cezaları verilmesine hükmetti ve karar Meclis’in onayına sunuldu.

 

İdam hükümlülerinin 6'sının yaşı küçük olduğundan, onların ölüm cezaları ağır hapse çevrildi.

 

Burada da dikkat edilecek nokta 6 reşit olmuş çocuğun bu olaylarda kullanılması, günümüzde terör değimiz bu olgu versiyonu değiştirilmiş olarak çocuklar kullanılarak yoğun olarak işte tarih bize bunu da ipuçlarını veriyor yapılıyor.

 

O zamanlarda çalışan ve şerefli bir kurum olan TBMM Adalet Divanı ayrıca iki idamlığın cezasını 2 yıl hapse çevirdi.

 

 

 

Kalan 28 sanık, 3 Şubat 1931 gecesi Menemen'de idam edildi.

 

 

 

Bazıları Kubilay'ın başının kesildiği yerde asıldı.

 

 

 

Mahkumlardan biri idam sehpasının önünden şerefsizce kaçtı.

 

 

 

İki hafta sonra yakalandı ve ertesi gün idam edildi..

 

 

 

Olayın hemen ardından Menemen'de devrim şehidi iki bekçi ve Kubilay adına anıt dikildi. Anıtın üzerinde o şerefli cumhuriyet zamanında şöyle yazadırlar:

 

 

 

"İnandılar, dövüştüler, öldüler. Bıraktıkları emanetin bekçisiyiz."

 

Şimdi utanarak soruyoruz şimdiki şerefsiz Türkiye’de….

 

Neye inanıyoruz?

 

Niye niçin dövüşüyoruz?

 

Niçin ölüyoruz?

 

Kimlerin bıraktığı emanetlerin bekçiliğini yapıyoruz?

 

İşte üzücü cevaplar;

 

Şerefsizlere inanıyoruz…

 

Şerefsizler için onları bakası için dövüşüyoruz…

 

Şerefsizler istiyorlar onlar için yedikleri rüşvetler için ölüyoruz….

 

Şerefsizlerin kendilerini korumak için yaptıkları şerefsizce olan sarayların evlerin bekçiliğini yapıyoruz…

 

Çünkü biz şerefsiz bir ülkede yaşamaya alıştık….

 

Evet,

 

Bu soru ve cevaplar sizlere ağır gelebilir birde bizler sorun bunları nasıl yazıyoruz sahada çalışırken nelerin şahidi oluyoruz, sizler bilgisayarın başsıda otururken bizler siz rahat uyuyun diye ölüyoruz işte şeref bu ise biz böyle yaşıyoruz…

 

Bizleri eleştirenler biliyor musunuz bizlerin bildiklerini sizler bilseydiniz yaşayabilir miydiniz???

 

 

 

Tarih sayfalarına bakıyoruz utanıyoruz biz kimiz diye birbirimize soruyoruz bakınız; Sıkıyönetim, 28 Şubat 1931’de Manisa ve Balıkesir’den, 8 Mart 1931'de de Menemen’den kaldırılmıştı.

 

Şerefli insanlardan şerefli olayla ilgili mesajlar o zamlar şöyle idi…

 

Kubilay devrim uğruna, vatan sevgisi ve bütünlüğü yolunda yalnız başına, kuvvet hesabı yapmayan bir idealist vatanseverlik örneğidir. Kubilay, millet yolunda canını her an fedaya hazır olan geleneksel Türk yaradılışının müstesna abidesidir.

 

Belki o şerefli zamanlarda Türk yaradılışının müstesna abidesidir. Diyen şimdi yaşasa idi; acaba hangi Türk’e yaradılışının müstesna abidesi diyecekti? Kaldı mı böyle kendini bilen Türk ve subaylar?

 

Cevap sizde;

 

Bizler gelince çok gördük çok geçirdik…

 

Suskunluğumuz cevabımızdır.

 

Konuşmak gümüşse susmak altındır…

 

Şehit Kubilay Anıtı: şerefli Heykeltıraş Ratip Aşir Acudoğu tarafından iki sene sonra 1932 yılında yapılan anıt Kubilay Kışlası (57. Topçu Tugay Komutan Yardımcılığı) içerisindeki etrafı çam ağaçlarıyla çevrili en yüksek rakımlı tepenin üzerindedir.

 

 

 

Elinde mızrağıyla ufka doğru bakan genç heykeli o zamanki Türk gençliğini temsil ederdi.

 

 

 

Şimdi o tasvir edilen Türk gençliği şu anda var mı?  

 

Cevap sizde;

 

Unutmayın bizde genç olduk çok gördük çok geçirdik…

 

Suskunluğumuz cevabımızdır.

 

Konuşmak gümüşse susmak altındır…

 

 

 

Onun altında ise Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi'nin bir bölümü yer alır.

 

 

 

Bunu hitabeyi hatırlayan genlerimiz var mı?

 

Cevap sizde;

 

Unutmayın bizde genç olduk çok gördük çok geçirdik…

 

Suskunluğumuz cevabımızdır.

 

Konuşmak gümüşse susmak altındır…

 

 

 

Arka alanda yan yana yükselmekte olan üç sütundan soldaki Bekçi Şevki, ortadaki Asteğmen Kubilay ve sağdaki ise Bekçi Hasan'ı temsil eder.

 

 

 

Bu anıtı gezen gören aranızda kaç kişi var acaba?

 

 

 

Cevap sizde;

 

Unutmayın masa başında yazı yazmıyoruz biz gördüklerimizi duyduklarımız yazıyoruz, bizler çok gördük çok geçirdik…

 

Suskunluğumuz cevabımızdır.

 

Konuşmak gümüşse susmak altındır…

 

 

 

 

 

Anıtın arka tarafında ise “İnandılar, dövüştüler, öldüler. Bıraktıkları emanetin bekçisiyiz.” yazılıdır.

 

 

 

Bunun şerefin haysiyetin bilen ne kadar kişi var arazınızda?

 

Cevap sizde;

 

biz şerefliyi de gördük kendine şeref verilen şerefsizleri de gördük yazıyoruz, bizler çok gördük çok geçirdik…

 

Suskunluğumuz cevabımızdır.

 

Konuşmak gümüşse susmak altındır…

 

 

 

 

 

Siyasi açıdan Kubilay Olayı, tarih sayfalarının bazılarında şöyle anlatılıyor:

 

1930'da Ali Fethi Okyar tarafından Atatürk'ün tavsiyesiyle kurulmuş olan ve Menemen Olayı'ndan hemen önce 17 Kasım 1930'da kendi kendini fesheden, Türkiye Cumhuriyeti'nin ikinci ana muhalefet partisi Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın 99 günlük varlığı ile bir arada değerlendirilmektedir.

 

 

 

Olayın, zamanın Nakşibendi tarikatının lideri Şeyh Esat ve yandaşları tarafından planlandığı ve Menemen'de uygulamaya konulduğu iddia edilmiştir.

 

Olaylar Menemen'de cereyan ettiği için genellikle Menemen Olayı olarak anılmaktadır.

 

 

Olguları ve oluşumdaki haberleri onlar olmasa da dostlarımız ve arkadaşları detayları sizlere her gün ulaştırıyorlar bizler onlar destek olduğumuz sürece umutlarını kaybetmiyorlar, işte detayları izlemek için tıklamanız yeterli...

 

 

Saygılarımızla

 

Acemi casusu gazeteciler…

 

 

 

Rogg & Nok  Hapishanedeki Casus Gazeteciler Araştırma Grubu

 

 


Rogg & Nok Haber Servisi:
E-Posta ile gönderilen veya direk Web sitesine yayınlanması için gönderilen yazıların fotoğraf gibi tüm demokratik protesto, bilgi, haber, yorum ve sosyal/siyasal içerikli paylaşımlar TC Anayasasının;
MADDE 25: "Düşünce ve Kanaat Hürriyeti";
MADDE 26: "Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti"
kapsamında Web sitemizde yapılmıştır.
Kişisel veya kurumsal Demokratik düşünce ve kanaatlerimiz engellenmesi ve/veya şiddet/baskı altına alınması, bu nedenle
"Yazar olan biz Hakkımızdaki veya kullanıcıların kullandıkları web sitesindeki yayınlanan haberler dolayısı ile olası her türlü anti-demokratik yasal girişimi",
TC Anayasası, AİHM ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi kapsamında, her türlü yasal haklarımız saklı kalmak üzere, peşinen reddederiz…

OKUYUCU YORUMLARI

UYARI:Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.(Yorum Yapanın Taahütü)Yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Ad Soyad
E-Posta
Güvenlik Kodu: Guvenlik
Yorum
Copyright ©2010 - Tüm hakları saklıdır.
PHP Haber Sitesi Türkiye Tasarım
Rogg&Nok Haber- Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz Ve kaynak gösterilmeden Alıntı Yapılamaz. Yayınlanan Tüm Haber Ve Açıklamalar İlk Kaynaktan Ulaştırılan Açıklamalardır. Sitemiz Bu Açıklamalara Ekleme Veya Müdahelede Bulunmadan Yayınlar. Yorum,Makale, Sizden Gelenler Bölümündeki Yazılardan Yazanlar Sorumludur. Harici Bilgiler Ayrı Bir Sayfada Açılır. Rogg&Nok Haber Bu Linkler Ve İçeriklerinden Sorumlu Değildir.Her Türlü Haber Ve İletişim İçin roggnok@gmail.com Adresini kullanabilirsiniz. Sitemizden Daha İyi Yararlanabilmek için Gizlilik İlekeleri Ve Yayın Prensiplerimzi Okuyunuz. En İyi İnt Exp 8+ 1024x768 Görüntülenir