18 Ekim 2019 Cuma 22:55:15
» SORUN BİZİZ!

SORUN BİZİZ! - ÖZDEN İLHAN

Paylas
SORUN BİZİZ!
- 03 Ekim 2019, Perşembe 11:16:46
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

SORUN BİZİZ!

Toplumsal hayatımızda kendi düşüncelerimize o kadar değer veriyoruz ki, karşımızdaki ile iletişim kurmakta zorlanır olduk.  İletişimsizlik: evde, ikili ilişkilerde,  toplum içinde sorunlar yaşamamızın en önemli nedenlerinden biri haline geldi.

Kişiler, salt kendi düşüncelerinin doğruluğunu öyle anlatma çabası içine giriyor ki, karşısındaki kişinin ağzından çıkan kelimeyi duymaktan öte anlamaya çalışma çabasına giremiyor bile. Çoğu insan haklı olduğunu düşündüğü konularda, başkalarının kendine ters gelen ifadelerini dinlememeye ve onlara direkt karşı çıkmaya odaklanıyor.

 Ne var ki, iş hayatında, evde, toplum içinde sorunlar yaşamamızın en önemli nedenlerinden biri “yanlış” iletişim kurmaktır. Doğru iletişim kurmanın yolu, kendinizi anlatma çabasına girmeden, karşınızdaki kişinin ağzından çıkan kelimeleri duymaktan öte, onu anlamaya çalışmanızdan geçmektedir. 

Siyasetin olumsuz çarklarından, bitmeyen kapitalist devlet yöneticisi kaprislerinden, yolsuzluklardan, egosu yüksek insanlardan, başkalarının duygularına önem vermeyen “ben” kişiliklerden, yorulduk. İnsanların duyguları bataklıkta can çekişir hale geldi.

Umut mu, öfke mi, sevinç mi? Bir şeyler yapma hevesi mi? Yoksa kader deyip geçtiğimiz duygularımız mı,  birbirlerine sarmalanarak karmakarışık hale geldi?  Tüm ilişkilerimiz,  kaosa sürüklenir hale geldi.

Sükut ederek, biraz sessiz kalarak, zihnimize detox uygulamalıyız. Aynı zamanda kişilerin vaktini almamak için az konuşmalıyız. 

Sessizlik, sabah cıvıl cıvıl öten kuşların, güneşin doğuşunu veya batışını, doğanın renklerinin ahenginin muhteşemliğini duymamamız anlamına gelmediği gibi, ülkemize ve insanlarımıza duyarsız olduğumuz anlamına da gelmez.

Bir masa etrafında oturuyorsanız, makam, mevki, yaşam felsefesi ne olursa olsun, onları masanın gerisinde bırakmasını bilmemiz gerekiyor. Bakıyorsunuz sizinle masaya oturmuş ama bunların hepsini masanın üstünde hissettiren tavır ve konuşmalarla karşı karşıya kalıyorsunuz.

Konuşuyoruz, konuşuyoruz, konuşuyoruz ama konuştukça apaçık olan şeyleri bulandırıyoruz. Analiz yapıyoruz, yorum yapıyoruz, ayrıştırıyoruz, detaylandırıyoruz ama bir türlü toparlayamıyoruz.
Kavramlar, terimler, söylemlerle boğuluyor, eylemin gücünü unutuyoruz. 

Birey olabilmişsek, zaten o toplumun hücrelerinden biriyiz demektir. Eğer toplumla bir iletişimimiz yoksa ve yaptığımız işlerin ya da varlığımızın herhangi bir işlevi yoksa zaten birey değil, ben oluruz.  “Ben”cilikten çıkıp birey olduğunuzda zaten topluma faydanız var demektir.

Ben bir tek terim üstünde durmak istiyorum. O da, “yurtseverliktir”. Aslında bu kavram olmaktan, bir siyasi düşünce olmaktan önce bir duygudur. İnsanın kökünün nereden geldiği değil, aslında insanın içinde doğduğu, büyüdüğü, sosyalleştiği, aynı dilli paylaştığı yere olan sevgisi ve bağlılığıdır.  Yurtseverlik konusunu masaya taşısak,  bölüntülere böler, günlerce konuşuruz.

Din adına yanlış öğretilerle ve algı operasyonuyla beyinlerinin yıkandığının farkında olmayan insanların çoğaldığını görüyoruz. İşte bunlara sabırla, duygularını incitmeden, küçümsemeden doğruların anlatılması gerekiyor. Cehaletin çok yaygınlaştığını görüyoruz. Gelişmişlik düzeyimiz düşük, siyasi ve idari problemlerimiz var. Cehalet ve yoksulluk el ele vermiş. Aşırı nüfus ve işsizlik artışıyla, Hükümetler, halkın taleplerini karşılamakta yetersiz kalması bir yana, halk git gide yoksullaşıyor. Orta direk olan bizler de gittikçe fakirleşiyoruz.

Köyümüzde, kasabamızda, şehrimizde bir sorun olduğunda ilk aklımıza gelen o sorundan sorumlu kişiyi bulup, onu suçlamak! Onlar da hükümet yetkilisini suçluyor. Hükümet ise muhalefeti suçluyor. Muhalefet de hükümeti suçluyor. Yani; her birimiz, bir başkasını suçluyor. 

Aslında birbirimizden şikayetçi olmamalıyız. Çünkü sorun; “Biziz”.  Sen, ben, hepimiz. Kötü gidişatı değiştirmek için hiçbir şey yapmıyoruz. Suçladığımız insanları da biz seçiyoruz.
İnsanların, kendilerini kaderlerine bırakıp, bu kötü gidişi değiştirmek için bir şey yapmadıklarını görüyoruz. 
Neden sorunları çözmek yerine, şikayet ederek yaşamaktan hoşlandığımızı düşünmeye başladım. Şikayet etmekten, başka birilerini suçlamaktan, hoşlanıyor muyuz? Ne zamana kadar sorunlarınızdan kaçmaya devam edeceğiz? Günlerce bir masanın etrafında tartışarak sonucun değişeceğini mi ümit eder olduk?

Hükümet etme sistemi, toplumun bir parçasıdır. Siz, ben, herkes, köy ve kentlerimiz, Hepimiz! Sistemde eksiklikler varsa, o zaman bu eksiklikleri düzeltmek bizim,hepimizin sorumluluğundadır. Eleştiri yapmak kolay, peki bunu değiştirmek için bir şey yapıyor muyuz? Hayır! Kimse değişimi istemiyor. Herkesin kendi yaşam biçimi hakkında bir fikrive eylem planı var ama toplum için fikri ise hep konuşmalarda kalıyor. 

Konferanslarda, TV kanallarında birçok insan çıkıp, bizi bilgilendiriyor ama hiç birini bir yerde toplumsal faaliyetler için çalışırken görmüyoruz Saha da nutuk çekmek dışında bu insanları gönüllü olarak çalışırken ve üretirken görmüyoruz. Yani kendi için değil, bulunduğu ülke için toplumsal faaliyetlerde gönüllü olarak çalışmasından bahsediyorum. Bunun örnekleri dünyamızda var. 

Bu ülkenin sorununu sadece hükümetin çözmesini beklemek yerine hiç beklentisiz bir köyün, bir kasabanın sorunları halletmek bizim sorumluluğumuz olmalıdır. Bir köyün, sorunlarını oradaki, yaşayan insanlarla çözüm yolu bularak, onlarla birlikte gönüllü çalışmaktan geçer. Bildiklerimizi onlarla paylaşmamız ve öncülük yapmamız ve aydınlatmamız gerekiyor. Üretimden kopan insan tüketici haline gelir. Özellikle gıda bağımsızlığı çok önemlidir. Üreten insan, kapitalizmi korkutur. Bağımsızlığınızı elde etmek istiyorsanız üretimin içinde olmalıyız. Ülkeleri, silah gücünüzle kontrol altına alabilirsiniz. Ama gıdasını kendi üreten ülkeleri, insanları kontrol altına alamazsınız.

Yurt dışında en çok beğendiğim proje Hindistan'a ait. Öğretmenin öğrenci, öğrencinin öğretmen olduğu okul: Yalınayaklar Koleji. Hindistan'ın en iyi ve en pahalı okullarında eğitim alan bir doktor, bir diplomat ya da bir öğretmen olmaya yönlendirilen Bunker Roy 1965 yılında Hindistan'ın Bihar eyaletine gider ve hayatında ilk defa açlığı ve ölümü görür. Döndüğünde artık başka birisidir ve bir köyde yaşamaya ve Yalınayaklar Kolejini açmaya karar verir. Hindistan'ın Rajasthan bölgesinde bulunan sıra dışı bir okul, çoğu okuma yazma bilmeyen köylü kadın ve erkekleri kendi köylerinin güneş enerjisi mühendisleri, sanatkarları, diş hekimleri ve doktorları olmak üzere eğitip yetiştiriyor.

Yalınayaklar Koleji, Hindistan'da bir master ya da doktoranız varsa kabul edilmeyeceğiniz tek kolejdir. Kolejde yerde uyunur ve yerde çalışırsınız. Yazılı kontratınız yoktur. Orada 20 yıl yaşayabilir ya da hemen ayrılabilirsiniz ve kimse aylık 100 dolardan fazla kazanamaz. 

Yalınayaklar Kolejine para kazanmak için gidilmez. Burası çabalayarak düşünceler üretmeniz istenilen bir yer. Başarısız olmanız önemli değil. Yaralı bereli tekrar başlayabilirsiniz. Bu Kolej diploma vermiyor. Diplomanızı hizmet ettiğiniz toplum veriyor. Okuma ve yazması olmayan yaşlı hanımlar, elektrik üretimini öğretmek için başka ülkelere gidiyorlar. Kolej, okuma yazması olmayan 12 Yalınayak mimar tarafından metrekaresi 16,5 buçuk dolara inşa edildi.

Binada 150 kişi yaşayıp çalıştı. Dünyada , tamamen güneş enerjisiyle çalışan tek kolej! Tüm enerjisini güneşten sağlar. Önümüzdeki 25 yıl daha böyle olacak. Güneş parladıkça enerji problemleri olmayacak. Yemeklerini güneş enerjisiyle pişiriyorlar. Bir büyük anne, okuma ve yazması yok ama diş hekimi ve 7000 çocuğun diş sağlığı ile ilgileniyor. 1986'dan beri yağmur sularını topluyorlar, çok az su israf oluyor. Tüm çatı yer altında bulunan 400 bin litrelik bir tanka akıyor ve böylece suyu israf etmemiş oluyorlar. Yağmur sularını toplayıp depoladıkları için 4 yıl kuraklık olsa bile hala yeterli içme suyuna sahip olacaklar. 

 Çocukların yüzde atmışı okula gidemiyor. Çünkü koyunlara, keçilere ve diğer hayvanlara bakmaları gerekiyor. Gündüz çalışmak zorunda olan çocuklar için geceleri ders yapılacak bir okul kurmaya karar verirler. Tilionia'nın gece okulları sayesinde 75 binden fazla çocuk eğitim almaktadır. Çocukların yaşam biçimine göre okul uygun hale getirilir.

 Tabii bir takım konulara da dikkat etmeleri gerekmektedir. Kolejin kurucusu, ”Erkeklerin diploma alıp, şehirde yaşama eğilimi olduğunu ” vurgulayıp bu nedenle kadınları eğitmeyi önemsiyor. Özellikle, büyükanneleri eğitiyor. Çok farklı ülkeden gelen kadınlar kolejde eğitiliyorlar. 6 ay sonra eğitimden geri dönen kadınlar, ülkesine hizmet etmeye başlıyor. Afganistan’da enerji ihtiyacını güneşten karşılayan ilk köy, Yalınayak kolejinde eğitilen üç kadın sayesinde kavuşuyor.

 Bu konu kaç kişinin ilgisini çekti?, bilmiyorum. Toplumsal olan her şey kulak arkası ediliyor. Bireysel olsaydı, çoğumuzun ilgisini çekecekti. Kapitalizmin tüketim çılgınlığını tetiklemede, oldukça başarılı olduğunu gözlemliyoruz. Sorunu hiç kimse görmek istemiyor, çünkü sorun derinlerde.

Bunker Roy’ un köylülere kendini kabul ettirmesi hiç kolay olmamış. Yapmak istediği projesinin geleceğiyle ilgili planına “Ulysses Kontratı” kendini bağlıyor. Uzun süreli, köylülere ikna konuşmaları yapıyor. “Önce sen neden buraya yerleştin? Devletin adamı mısın?  Bizden ne istiyorsun? “gibi soruları karşı karşıya kalmış. Bunker yılmamış, günlerce uğraş vererek önce köylünün güvenini kazanmış. Onlardan biri olduğunu köylüye ikna etmiş.

Gelişmiş ülkeler, gittikçe sosyal yaşantının içinden çıkıp, sosyal izole bir yaşantının içine girdi. Birlik beraberlik, barış, ahenk, yardımlaşma, git gide azaldı. Lüks yaşamın pençesine düşen insanlar, kendilerine konfor alanı belirleyip o alandan da çıkmak istemiyor. Öte yandan sınıfsal açıdan bakarsak, besin yetersizliğinden hastalığa yakalanan sağlıklı gıdaya ulaşamayan insan sayısı Türkiye de % 20 yi geçmektedir. Git gide orta direk dediğimiz kesimin de yok olmasından sonra ekonominin sınıflar arası uçurum yaratmasıyla bu rakamlar gün geçtikçe artıyor. Dünyada besin değeri olmayan bir gıda sektörü yaratıldı. Yani yaşam standardımız yükselme yerine daha düştü. Yapay şekilde beslenmeye başladık. 
Hala Anadolu’muzun bazı yerlerinde imece usulü dayanışma sürmektedir. İnsanlar birbiriyle yardımlaşarak tarlasını eker, birbirlerini bilgilendirir, yemeğini birlikte yer, akşam yöre türküleriyle düğünlerini ve hikayelerini birlikte paylaşırlar. Günümüzde gelişmiş sayılan ülkelerdeki sosyal izolasyona en iyi yanıt; İmece usulüdür. Kısacası gıdasını üreten kişi kendi sağlığına, gelecek nesillerin suyuna, toprağına ve havasına da sahip çıkıyor demektir. İşte yaşam kalitesini yükseltme budur.

Sen, ben, hepimiz; Halkız. O zaman sorunlarımıza toplumsal olarak yaklaşıp, sorumluğumuzu almalıyız. Biz de projeler üstlenip, çözüme odaklanarak kısır döngünün içinde kaybolmamalıyız!

Çözümleri çok fazla dışarıda aramamak gerekiyor. Daha önce bu sorunları çözmüş insanları dinlemek ve izlemek gerekiyor. Onlar dünyanın her yerindeler, hatta yani başımızdadırlar.  Kendisi için siyasi gelecek hazırlayanları değil, sahadaki insanları dinleyip onlara kulak veriniz; Çünkü dünyada ki bütün çözümler onların ellerindedir!

Size inanmayanlara illa bir şey ispat etmek zorunda değilsiniz. Hiçbir proje kolay değildir. Kendimizi yönetirken de kararlarımızı değerlendirmeliyiz. Önemli olan cesaretli kısa ve anlık olan şeyler yerine, daha uzun vadeli faydalı olacak değerler için “karar” alıp, kendimizi, gemiye bağlayabilmemizdir.

Gandi ne diyor: ” Önce sizi umursamazlar, sonra size gülerler, sonra savaş açarlar, sonra siz kazanırsınız.”

Biz neden kazanmayalım?

ÖZDEN İLHAN


E-Posta ile gönderilen veya direk Web sitesine yayınlanması için gönderilen yazıların fotoğraf gibi tüm demokratik protesto, bilgi, haber, yorum ve sosyal/siyasal içerikli paylaşımlar TC Anayasasının;
MADDE 25: "Düşünce ve Kanaat Hürriyeti";
MADDE 26: "Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti"
kapsamında Web sitemizde yapılmıştır.
Kişisel veya kurumsal Demokratik düşünce ve kanaatlerimiz engellenmesi ve/veya şiddet/baskı altına alınması, bu nedenle
"Yazar olan biz Hakkımızdaki veya kullanıcıların kullandıkları web sitesindeki yayınlanan haberler dolayısı ile olası her türlü anti-demokratik yasal girişimi",
TC Anayasası, AİHM ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi kapsamında, her türlü yasal haklarımız saklı kalmak üzere, peşinen reddederiz…

OKUYUCU YORUMLARI

UYARI:Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.(Yorum Yapanın Taahütü)Yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Ad Soyad
E-Posta
Güvenlik Kodu: Guvenlik
Yorum
MANŞETTEKİLER
Copyright ©2010 - Tüm hakları saklıdır.
PHP Haber Sitesi Türkiye Tasarım
Rogg&Nok Haber- Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz Ve kaynak gösterilmeden Alıntı Yapılamaz. Yayınlanan Tüm Haber Ve Açıklamalar İlk Kaynaktan Ulaştırılan Açıklamalardır. Sitemiz Bu Açıklamalara Ekleme Veya Müdahelede Bulunmadan Yayınlar. Yorum,Makale, Sizden Gelenler Bölümündeki Yazılardan Yazanlar Sorumludur. Harici Bilgiler Ayrı Bir Sayfada Açılır. Rogg&Nok Haber Bu Linkler Ve İçeriklerinden Sorumlu Değildir.Her Türlü Haber Ve İletişim İçin roggnok@gmail.com Adresini kullanabilirsiniz. Sitemizden Daha İyi Yararlanabilmek için Gizlilik İlekeleri Ve Yayın Prensiplerimzi Okuyunuz. En İyi İnt Exp 8+ 1024x768 Görüntülenir