10 Aralık 2018 Pazartesi 23:57:20
» BİR ÇOCUĞUMUZUN HAZİN ÖYKÜSÜ

BİR ÇOCUĞUMUZUN HAZİN ÖYKÜSÜ - Salim Koçak

Paylas
BİR ÇOCUĞUMUZUN HAZİN ÖYKÜSÜ
http://www.bagimsizozgurmedya.com/turkhaber.html
- 13 Mart 2018, Salı 00:28:42
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

....

Onbeş yıl önceydi. Bir yakınım olan çiftle birlikte ortak yakınımız olan bir aileyi ziyarete gitmiştik. Bahçeye adımımızı atmıştık ki az ileride tek başına oynayan, sekiz-on yaşlarındaki bir çocuğun hâli, tavrı dikkatimi çekti. Hemen sordum, zihinsel özürlü olduğu söylendi.

 

Aileyle gerekli seremonileri tamamladıktan sonra her şeyi bir yana bırakıp, çocukla ilgilenmeye başladım. 

 

Nasıl bir rahatsızlıksa bu, inanılmaz derecede olağandışı bir bellek vardı karşımda. 

 

Bunun üzerine şüpheye düştüm: Acaba aile yanılıyor muydu?

 

İki gün konuk kaldık orada. Bu süre içinde sadece çocukla ilgilendim, çocukla birlikte oldum.  

 

Altan, dokuz yaşındaydı ve ikinci sınıfa gidiyordu. Ama çok ilginçtir; okuma-yazmayı bile doğru-dürüst öğrenememişt henüz. O kadar ki yazdığı kelimelerin bazılarını okumak mümkün değildi.

 

Bir ara şiir de yazdığını söyledi. Hemen onları istedim. Yardımıyla okumaya başladık. 

 

O da neydi?.. Asla daha doğru dürüst okuma-yazmayı bile öğrenememiş bir çocuğun kaleminden çıkacak dizeler değildi hiç biri. Olamazdı da. Basbaya şiir tadında dizelerdi çünkü. 

 

Hâliyle acaba bir yerlerden mi aldı diye kuşkulandım. Bu sebeple de –ve tabii ona belli etmeden- benim yanımda da bir şeyler yazmasını istedim. Hem de hemen yazdı.

 

            Mesele kesinlik kazanmıştı. Demek ki hepsini de o yazmıştı. Öyleyse bu çocuk nasıl olur da zihinsel rahatsızlığı olan bir çocuk olabilirdi? Elinden kitap bile düşmüyordu.

 

Bir de mektup yazıp vermişti bana. Şöyle demişti orada: "Sayın Salim K. Seninle kitap yazmak istiyorum. Kitaplarımızı tanıtalım................ (maalesef okuyamadım) olsun.................. (burayı da okuyamadım) Gün doğmadan, neler doğar."

 

            Bu arada birlikte denize girdik. Elele tutuşup, patika yolda yürüdük. Sohbet ede ede çiçekler topladık.

 

            Özellikle yakın tarih bilgisi çok müthişti. 

 

            Çok iyi hatırlıyorum: Babasının desteklediği siyasi partinin kurduğu gelmiş geçmiş bütün hükümetlerdeki bakanların hem isimlerini, hem de ne zaman bakan olduklarına varana kadar tek tek sayıyordu.

 

            Ama gelin görün ki hiç gülümsemiyordu Altan. Onu unutmuş gibiydi. Ancak sohbet ettikçe, gezip tozdukça açılmaya, gülümsemeye, konuşmaya, değişmeye, kendini bulmaya başlamıştı.

 

Çocuklarındaki değişime tanık olan gerek annesiyle babası ve gerekse birlikte gittiğimiz diğer yakınlarım bu duruma çok şaşırıyorlar, "Allah, Allah!.. Bu çocuk böyle değildi. Ne oldu buna?" diyorlar da başka bir şey demiyorlardı.

 

Bahçede otururuyorduk ki bir ara komşuları da geldi yanımıza. Ama bakıyorum, Altan'ı onlardan da ciddiye alan yok. Hatta tiye alıyorlar. Onları geçtim, bizzat babası bile öyle. Anne ise çaresiz. Çoktan kabullenmiş her şeyi.

 

İkinci gün başladılar; "Bu çocuk yüzde yüz değişti," demeye. Bu da normaldi. Çünkü çocuğun zekâsını fark etmiş ve belki de bir dâhi ile karşıkarşıya olduğumu anlamıştım. Benim anladığımı da o anlamış olmalıydı ki yeniden doğmuş gibi bana dört elle sarılmıştı.

 

Yine ikinci gündü. Bahçede oturuyorduk. Altan ise birkaç metre ilerimizde, eğilmiş, kendi hâlinde önündeki çiçekleri sevip okşamakla meşguldü.

 

Bir ara "Salim Amcaaa!" diye seslendi. Son derece yavaş bir tempoyla öyle de bir seslenişi vardı ki içiniz sızlardı.

 

"Efendim, yavrucuğum?" dedim.

 

Dudaklarından ağır ağır dökülen sözcüklerle; "Çiçekler güzeldir. Öyleyse çiçekler de şiirdir," demesin mi... 

 

Henüz okuma-yazmayı bile sökememiş, sözümona özürlü olan dokuz yaşındaki bir çocuk; çiçek ve güzellik ile şiir arasında ilişki kuruyordu.

 

Altan'ı götürmedikleri hekim kalmamış. Ancak hiç biri teşhis koyamamış. Buna rağmen doğuştan öyle olduğunu, çaresinin bulunmadığını söylemiş hepsi de. Ana baba ise ikinci çocukları da onun gibi özürlü olur korkusuyla bir daha çocuk yapmamışlar.

 

Uzatmayayım: Çocuk o kadar normalleşmeye başlamış, annesi de bundan o kadar mutlu olmuştu ki; "Salim Abi, n'olursunuz, bizimle birkaç ay kalın. Ben sizin her şeyinize bakar çekerim," deme ihtiyacını duymuştu.

 

Bence Altan asla hekimlik bir çocuk değildi. Onun ihtiyacı; ilgiyle dinleyecek, anlayacak, anlayışla yaklaşacak, dehâsının farkına varacak, muhatap alacak biriydi. Önemsendiğini, anlaşıldığını, değer verildiğini, keşfedildiğini, adam yerine konduğunu hissetmesi yeterliydi. Bizim yaptığımız da sadece bunlardı zaten. O da bunu anlamış, hızla kendini bulmaya başlamıştı.

 

Ama ne yazık ki kaybettik Altan'ı. Ölümle değil. Belki ölümden de beter bir şekilde. Hem de başta hekimler olmak üzere babası, komşuları, arkadaşları yüzünden. Çünkü artık ve maalesef gerçek bir özürlü o. Hem de görenin bile yüzünden hemen anlayabileceği derecede zihinsel özürlü.                Bana sorarsınız Türkiye bir dâhisini daha kaybetti.

 

Olamaz mı? Neden olmasın? Avrupalı anneler dâhiler doğurur da bizim annelerimiz doğuramaz mı?

 

Öyle olmasa bile en azından üstün zekâlıydı, Altan.

 

Ne hazindir ki Türkiye, evlâtlarını heba eden ailelerle dolu.

 

Evet, bir çocuk yetişir,  dünya değişir. Burası  doğru. Ama bir çocuk yetişmez, dünya değişmez. Burası da doğru.

 

Salim Koçak

 


E-Posta ile gönderilen veya direk Web sitesine yayınlanması için gönderilen yazıların fotoğraf gibi tüm demokratik protesto, bilgi, haber, yorum ve sosyal/siyasal içerikli paylaşımlar TC Anayasasının;
MADDE 25: "Düşünce ve Kanaat Hürriyeti";
MADDE 26: "Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti"
kapsamında Web sitemizde yapılmıştır.
Kişisel veya kurumsal Demokratik düşünce ve kanaatlerimiz engellenmesi ve/veya şiddet/baskı altına alınması, bu nedenle
"Yazar olan biz Hakkımızdaki veya kullanıcıların kullandıkları web sitesindeki yayınlanan haberler dolayısı ile olası her türlü anti-demokratik yasal girişimi",
TC Anayasası, AİHM ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi kapsamında, her türlü yasal haklarımız saklı kalmak üzere, peşinen reddederiz…

OKUYUCU YORUMLARI

UYARI:Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.(Yorum Yapanın Taahütü)Yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Ad Soyad
E-Posta
Güvenlik Kodu: Guvenlik
Yorum
Copyright ©2010 - Tüm hakları saklıdır.
PHP Haber Sitesi Türkiye Tasarım
Rogg&Nok Haber- Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz Ve kaynak gösterilmeden Alıntı Yapılamaz. Yayınlanan Tüm Haber Ve Açıklamalar İlk Kaynaktan Ulaştırılan Açıklamalardır. Sitemiz Bu Açıklamalara Ekleme Veya Müdahelede Bulunmadan Yayınlar. Yorum,Makale, Sizden Gelenler Bölümündeki Yazılardan Yazanlar Sorumludur. Harici Bilgiler Ayrı Bir Sayfada Açılır. Rogg&Nok Haber Bu Linkler Ve İçeriklerinden Sorumlu Değildir.Her Türlü Haber Ve İletişim İçin roggnok@gmail.com Adresini kullanabilirsiniz. Sitemizden Daha İyi Yararlanabilmek için Gizlilik İlekeleri Ve Yayın Prensiplerimzi Okuyunuz. En İyi İnt Exp 8+ 1024x768 Görüntülenir