15 Eylül 2019 Pazar 22:03:25
» Murat Emir: Cumhurbaşkanı ve bakanlara delinmesi imkansız bir dokunulmazlık zırhı giydiriliyor....

Murat Emir: Cumhurbaşkanı ve bakanlara delinmesi imkansız bir dokunulmazlık zırhı giydiriliyor....

Nurzen Amuran aktardığı habere göre; Tek adamcı’, otoriter anlayışların riyakârlığını Reina’da bir kez daha görmüş olduk... Halk onları tercih etmezse halkın seçimini de tanımazlar
Paylas
http://www.bagimsizozgurmedya.com
Murat Emir: Cumhurbaşkanı ve bakanlara delinmesi imkansız bir dokunulmazlık zırhı giydiriliyor....
http://www.bagimsizozgurmedya.com/turkhaber.html
Güncel - 15 Ocak 2017, Pazar 14:31:26
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

 

Nurzen Amuran: Şu anda TBMM’de görüşülmekte olan anayasa değişiklikleri üzerinde bir kez daha duralım istiyorum. Ülkemizin geleceğini ilgilendiren bu değişiklik önerilerine karşı kamuoyunun biraz daha aydınlanmaya ihtiyacı var. Referandum kararı çıkarsa halkın tercihleri önem taşıyacak. Ama önce sizinle ilgili bir iki soru yöneltmek istiyorum.Doktor olmuşsunuz sonra hukuk tahsili yapmışsınız. İnsan sağlığının ve tüm insan haklarının korunmasında hukuk da Tıp kadar önemli. Bu iki ayrı eğitimin sentezi size neler kazandırdı, özellikle siyaset alanında?

 

Murat Emir: Uzun yıllar göz doktoru olarak çalıştığım için, kendimi öncelikle göz hekimi olarak tanımlarım. Hukuk daha çok akademik alanda çalıştığım ve profesyonel olmaktan öte keyif aldığım için uğraştığım bir alan. Tıp ve hukuk alanları ilk anda birbirinden uzak görünür ama ikisi de yaşamın iki ana vazgeçilmezidir. Bir de tabi özellikle batı ülkelerinde çok önemli olan ve ülkemizde de önemi giderek artan sağlık ve tıbbın buluştuğu sağlık hukuku alanı var. Bu alanda doktora düzeyinde çalışmalarım olmuştu ama araya siyaset girdi. Siyasetin ana enstrümanı hukuktur, ama özellikle yasama sırasında kuru bir hukuki yaklaşımdan ziyade tıptan, sosyolojiden, ekonomiden yani kısaca yaşamın içinden sorunlara yaklaşmak daha önemli oluyor.

 

‘TEK ADAMCI’, OTORİTER ANLAYIŞLARIN RİYAKÂRLIĞINI REİNA’DA BİR KEZ DAHA GÖRMÜŞ OLDUK

 

Düşünce özgürlüğünün elbette sınırları var. Siyasi eleştirilere karşı hukuka başvuran siyasi iktidarın, Reina saldırısını öven sosyal medya tetikçilerine karşı gereken tepkiyi, kamuoyunun tepkisinden sonra vermesini, siz neye bağlıyorsunuz?

 

‘Düşünce ve ifade özgürlüğü’nün sınırlarının doğru belirlenmesi, fikirlerin karşılıklı ortaya konulabilmesinin sağlandığı özgür ortamların var edilebilmesiyle ancak ortaya çıkabilir. Böylelikle doğru görüşün ortaya çıkması da sağlanır; bu da toplumsal birlikteliğin güçlenmesine hizmet eder. Aksi takdirde yani düşüncelerin özgürce ifade edilmemesi halinde, toplum kutuplaşır ve çatışmalar başlar. Bugün karşı karşıya kaldığımız temel sorun da budur; AKP iktidarı, ‘tek doğru’ gördüğü kendi görüşlerinin dışında hiçbir görüşün açıklanmasını ve yayılmasını istememektedir. Reina olayında, gecikmeli olarak gösterilen tepki de bu durumla doğrudan bağlantılıdır. AKP’nin, 15'inci yılına giren iktidarı süresince izlediği temel politika, bu ve benzeri olaylarda bekle ve gördür. ‘Kindar ve dindar nesil’ yetiştirme amacını önüne hedef olarak koymuş bu iktidar, Reina’da kendi tabanıyla karşı karşıya gelmemek için ilk başlarda ses çıkarmadı ancak sosyal medyada sevinç çığırtkanlığı yapanların, nefret ve şiddet söylemleriyle ilgili yayınların hızla artması üzerine, asıl yüzü ortaya çıkmasın diye görüntüden açıklamalarla konuyu kapatmaya çalıştı. Başka ülkeler, sosyal medya üzerinden nefret suçu işleyenler hakkında hemen tahkikat başlatılırken, AKP’li yetkililer zevahiri kurtarmak derdinde oluyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile AKP’li üst düzey yetkililer hakkında sosyal medyada yazılan herhangi bir hakaret olursa işler değişiyor; her türlü karşıt görüş, eleştiri hemen cezalandırılıyor. Başkalarının görüşlerine saygılı olmayan ve hemen cezalandırmaya çalışan ‘tek adamcı’, otoriter anlayışların riyakârlığını Reina’da bir kez daha görmüş olduk böylelikle…

 

Gelelim şu anda TBMM’de görüşülen Anayasa değişikliklerine. Siyasi iktidarın öne sürdüğü “Yasama yürütme ve yargının birbirini denetlemesi” iddia ettikleri gibi nasıl bir sistem tıkanıklığına yol açmış? Gerekçesini kamuoyuna çok net açıklayamadılar ama sizler anlayabildiniz mi?

Sorgulayan, ‘aklını kiraya vermemiş’ herkesin anlayacağı tek şey, bu anayasa değişikliği ile Cumhuriyetimize yönelik süregelen düşmanlığın son hamlesinin yapıldığıdır. Halk iradesinin yansıdığı, liyakat ve emeğin belirleyici olduğu Cumhuriyetimiz, bir kişinin ‘reis’lik adı altında padişahlık hevesiyle yıkılmak isteniyor. Niçin bu isteniyor? Çünkü geçen 15 yılda, hem Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na hem de evrensel hukuk kurallarına aykırı o kadar suç işlendi ki ancak ‘padişahlık koruması’yla bu suçlardan yargılanmayacağı düşünülüyor. O yüzden de bütün gücü kendinde toplamak istiyor. TBMM Anayasa Komisyonu üyesi olarak, rejim değişikliği getiren bu teklifin görüşmeleri sırasında da ifade ettim: Frankenstein, bir canavar yaratır. Canavarı yaratırken her insandan bir parça alır, aslında o aldığı parçalar normaldir, bir canavar olmaya müsait değildir o her bir parça ama her bir parça birleştirdiğinde artık bir canavar yaratmıştır ve o canavar döner doktoru da yer. Dolayısıyla burada, bir canavar yaratılıyor ve bu yetkileri verirseniz bununla karşılaşırsınız.

 

HALK ONLARI TERCİH ETMEZSE HALKIN SEÇİMİNİ DE TANIMAZLAR

 

Demokrasilerde halk, egemenliği belirli kurumlar eliyle kullanır. Milletin egemenliğini en geniş şekilde yansıtabilen ana organ ise Meclis’tir. Bu kez önerilen değişikliklerle halk egemenliğinin, tek bir yetkiliye devredilme riski doğuyor. O zaman demokrasiden söz etmek nasıl mümkün olabilir?

 

Nasıl bir zihniyetle karşı karşıya olduğumuzu Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, bundan 21 yıl önceki yani siyasetin ilk basamaklarındayken yaptığı açıklamadan net olarak görebiliriz. Erdoğan, 14 Temmuz 1996 günü Milliyet Gazetesi’nde çıkan Nilgün Cerrahoğlu imzalı söyleşide “Demokrasi bir tramvaydır, gittiğimiz yere kadar gider, orada ineriz” ve “Demokrasi amaç değil araçtır” demişti. Bu görüşlerinin 21 yıl öncede kalmadığını, 7 Haziran 2015 tarihindeki genel seçim sonuçlarının ortaya çıkardığı siyasi tabloyu kabul etmeyerek hala canlı canlı koruduğunu gösterdi. AKP’nin sandıktan tek başına iktidar çıkamaması üzerine, onca insanımızın canı pahasına ne yapıp ne ettiler seçimleri tekrarlattılar. Bunların seçim anlayışı, sandık da demokrasi de beni iktidar yapana kadar; halk onları tercih etmezse halkın seçimini de tanımazlar.

 

Parlamenter sistemin temeli sayılan denge ve denetim mekanizmalarının var olması sorumluluğun paylaşılması anlamına gelir. Üstelik devlet yönetiminde “aldatılma, kandırılma riskini” azaltır. Özgüven taşıyan bir yönetim anlayışına neden mesafeli durulmaktadır?

 

Özgüvene dayalı şeffaf bir yönetim tarzı, siyasetin de ötesinde insani bir erdemdir. Bu erdeme sahip olmanın da temeli, bilgiden geçmektedir. AKP’nin 15 yıllık iktidarında yaşananları tek kelimeyle özetlemek gerekirse: CEHALETTİR. Eğitimden sağlığa, ekonomiden dış politikaya, hukuktan kültür politikalarına kadar her alanda geldiğimiz dip noktaya, bu cahillik neden olmuştur. İşi ehline vermeyip; yandaşa, cemaatçiye, eli kanlı mafyasıyla örgütüne veren, onlarla iş tutan bu cahillik tabi ki denge denetim mekanizmalarını, parlamenter sistemi, dolayısıyla hesap vermeyi, şeffaflığı istemez. Ama herkes bilsin ki her karanlığın bir aydınlığı, her cehaletin bir sonu vardır.

 

BU DEĞİŞİKLİKLE MECLİS FİİLEN KAPATILMAK HÜKÜMSÜZ KILINMAK İSTENMEKTEDİR

 

Anayasa değişiklik teklifinde Cumhurbaşkanının yetkilerinin güçlendirildiğine en çarpıcı örnek, hiçbir kuruma danışmadan yeni bakanlıkların ihdasında ya da bakanların atanmasında veya sona erdirilmesinde tek yetkili olması. TBMM’nin bakanları onama yetkisi, ayrıca denetim amacıyla gensoru verme yetkisi olmazsa işlevsel anlamda yürütmeyle Meclis arasındaki mevcut köprünün tamamen yıkılması riski doğmaz mı?

 

Kesinlikle doğar ve amaçları bu zaten. Bu değişiklikle Meclis fiilen kapatılmak, hükümsüz kılınmak istenmektedir. Güvenoyu yok, gensoru yok, Meclis soruşturması imkânsıza bağlanmış durumda. Sonra da çıkıp “Yüce Meclis”, “Biz millî iradeyiz, biz görev yapacağız” deniyor. Bu aklımızla alay etmektir. Cumhurbaşkanına sınırsız sayıda bakanlık kurma yetkisi ve dilediğini bakan yapma yetkisi veriliyor. Bakan atanan milletvekilinin, vekilliğinin düşeceği de göz önüne alınırsa, Cumhurbaşkanının, sırasında meclis aritmetiği üzerinde oynayabilmesinin de önü açılmış oluyor.

 

Partisinin Meclis grubunun başkanı olarak Cumhurbaşkanı, Meclis’teki kendi partili milletvekillerinin çalışmalarını denetleme imkânı var. Bu şekilde Meclisin, Cumhurbaşkanlığını değil de, cumhurbaşkanının Meclisi etkileme yetkisi doğacak. Bu durum Anayasa değişikliklerini öneren milletvekillerini rahatsız etmiyor mu?

 

Bu teklif yasalaşırsa Meclis’in varlığının bir anlamı kalmayacak. Göbekten Cumhurbaşkanına bağlı bir Meclis, onun isteklerinin dışına çıkabilir mi? Dışına çıkmak bir yana hakaret bile edemez. Bunu komisyonda ısrarla iktidar partisi ve MHP’li milletvekillerine anlattık. Dönüp dolaşıp söyledikleri tek şey: Cumhurbaşkanını halk seçtikten sonra sistem tıkandı, açmak lazım.

 

Bu anlayışı örneklemek gerekirse; ölümcül bir hastanın, ‘zaten ölüyorum’ deyip, çevresindeki herkesi öldürmesi gibi demokratik tüm kazanımları, parlamenter sistemi katletmesidir. Komisyonda, son günlerde de TBMM Genel Kurulu’nda bu anlayışı uyarıyoruz, uyarmaya devam ediyoruz. Umudumuz, oy kullanmak için o kabine girdiklerinde hem iktidar milletvekillerinin hem de MHP’li milletvekillerinin, vicdanlarının sesini dinleyip, kendi iradeleriyle ülkemizin geleceğini karartacak bu teklife ‘hayır’ demeleri.

 

CUMHURBAŞKANI VE BAKANLARA DELİNMESİ İMKANSIZ BİR DOKUNULMAZLIK ZIRHI GİYDİRİLİYOR

 

Cumhurbaşkanı ve Bakanların suç işleme olasılığında, öngörülen koşullar da işi zora sokan düzenleme önerileri gibi görünüyor. Ne dersiniz?

 

Cumhurbaşkanı ve bakanlara delinmesi imkânsız bir dokunulmazlık zırhı giydiriliyor. Partili Cumhurbaşkanını, kendi atadığı meclis çoğunluğunun 3 te 2 çoğunluğu bulup Anayasa Mahkemesine gönderebileceğini ve 15 üyesinden 12 sini Cumhurbaşkanının atadığı Anayasa Mahkemesinin de etkili bir yargılama yapabileceğini düşünmek insanların aklıyla alay etmek demektir.

 

ANAYASAYA AYKIRI BİR DÜZENLEME ÇOĞUNLUK GÜCÜYLE ANAYASA HÜKMÜ HALİNE GETİRİLMİŞ OLUYOR

 

En fazla tartışılan düzenleme ise Cumhurbaşkanlığı kararnameleri..Adeta sizlerle yani Meclisle, yasama yetkisi paylaşılmış oluyor. Dolayısıyla size duyulacak ihtiyaç azalıyor. Böyle bir yetki halkın iradesine el koyma anlamına gelmiyor mu?

 

Bu teklifle Meclis anlamsızlaşıyor, Meclis hiçleşiyor, Meclis’in yetkileri fiilen bitiriliyor. Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin sınırları belirsiz, “devletin faaliyetleri ile ilgili konularda” denilerek neredeyse her konuda kararname çıkartılabilecek. Bu yasama yetkisinin devri ve millet egemenliğinin bir kişiye devridir. Bu yönüyle Anayasanın başlangıç hükümlerine aykırı olması nedeniyle teklif edilemez bir hükümdür. Anayasaya aykırı bir düzenleme çoğunluk gücü ile anayasa hükmü haline getirilmiş oluyor. Ayrıca Kararname çıkarma yetkisini veto yetkisi ile birlikte düşünürsek, TBMM’nin nasıl göstermelik bir hale getirildiğini daha iyi anlayabiliriz.

 

Anayasa’da her ne kadar Meclis’in bazı yetkileri varmış gibi olsa da hepsi görüntüde. Bu vakitten sonra Meclis’i kapatın, bu kadar maaşa, bu kadar yolluğa, bu kadar resmî arabaya hiç ihtiyaç yok çünkü milletvekillerinin etkisi kalmıyor. Artık, cumhurbaşkanı ve onun atadığı Saray sekreterleriyle -onlara bakan demek de doğru değil- devam edilir.

 

15 üyeli Anayasa Mahkemesinin 12 üyesini Cumhurbaşkanının seçmesiyle, yargı bağımsızlığından yargısal denetimden söz etmek nasıl mümkün olacak?

 

Tamamen Cumhurbaşkanına bağlı yargı getiriliyor. Yüksek yargıyı büyük oranda Cumhurbaşkanı, kalan kısmını da Cumhurbaşkanının parti lideri olarak çoğunluğunu atadığı meclis atayacak ve biz de o yargıya bağımsız ve tarafsız diyeceğiz…

 

MECLİSİ FESHETME YETKİSİ MUSTAFA KEMAL’E DAHİ VERİLMEMİŞTİR

 

Cumhurbaşkanına tanınan, hiçbir gerekçe göstermeden meclisi feshetme yetkisinin sakıncaları neler olabilir. Bir örnekle açıklar mısınız?

 

Fesih yetkisi tarihimizde bir tek Kanun-i Esasi’de vardı ve Abdülhamit bu yetkisini 1 yıl sonra kullanarak meclisi feshetti ve Meclis-i Mebusan’ın tekrar açılması ancak 33 yıl sonra mümkün olabildi. Meclisi feshetme yetkisi Mustafa Kemal’e dahi verilmemiştir. Hiçbir koşula bağlı olmadan meclisi feshetme yetkisiEgemenliğin gaspı anlamına gelmektedir. Dünyada hiçbir demokratik ülkede örneği olmadığı gibi, getirdiklerini iddia ettikleri başkanlık sistemlerinin de temel niteliği; Başkanın meclise bırakın fesih yetkisi, hiçbir müdahalesine izin verilmemesidir.

 

OHAL şartlarında yapılacak bir referandumdan demokratik bir sonuç çıkabilir mi? Sözgelimi OHAL koşullarında yapılacak referandum için seçim çalışmalarında özgürce düşüncelerinizi dile getirebilecek misiniz?

 

Ülkede herkesin susturulduğu, gerçekte sadece bir kişinin konuşabildiği bir dönemden geçiyoruz. Oysa anayasa değişikliklerinin demokrasinin bütün koşullarının yaşama geçirildiği bir ortamda yapılması, düzenlemelerin kalıcılığı ve meşruiyeti için gereklidir, şarttır.

 

Size sormayı düşündüğümüz çok soru vardı ama yoğun bir çalışma içindesiniz.TBMM gece geç saatlere kadar çalışıyor. Yine de zaman ayırdınız.Çok teşekkürler.

 

Ben teşekkür ederim.

 

Nurzen Amuran

 


Rogg & Nok Haber Servisi:- Rogg & Nok ODA TV Alınan Ham Haberler...

E-Posta ile gönderilen veya direk Web sitesine yayınlanması için gönderilen yazıların fotoğraf gibi tüm demokratik protesto, bilgi, haber, yorum ve sosyal/siyasal içerikli paylaşımlar TC Anayasasının;
MADDE 25: "Düşünce ve Kanaat Hürriyeti";
MADDE 26: "Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti"
kapsamında Web sitemizde yapılmıştır.
Kişisel veya kurumsal Demokratik düşünce ve kanaatlerimiz engellenmesi ve/veya şiddet/baskı altına alınması, bu nedenle
"Yazar olan biz Hakkımızdaki veya kullanıcıların kullandıkları web sitesindeki yayınlanan haberler dolayısı ile olası her türlü anti-demokratik yasal girişimi",
TC Anayasası, AİHM ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi kapsamında, her türlü yasal haklarımız saklı kalmak üzere, peşinen reddederiz…

OKUYUCU YORUMLARI

UYARI:Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.(Yorum Yapanın Taahütü)Yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Ad Soyad
E-Posta
Güvenlik Kodu: Guvenlik
Yorum
Copyright ©2010 - Tüm hakları saklıdır.
PHP Haber Sitesi Türkiye Tasarım
Rogg&Nok Haber- Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz Ve kaynak gösterilmeden Alıntı Yapılamaz. Yayınlanan Tüm Haber Ve Açıklamalar İlk Kaynaktan Ulaştırılan Açıklamalardır. Sitemiz Bu Açıklamalara Ekleme Veya Müdahelede Bulunmadan Yayınlar. Yorum,Makale, Sizden Gelenler Bölümündeki Yazılardan Yazanlar Sorumludur. Harici Bilgiler Ayrı Bir Sayfada Açılır. Rogg&Nok Haber Bu Linkler Ve İçeriklerinden Sorumlu Değildir.Her Türlü Haber Ve İletişim İçin roggnok@gmail.com Adresini kullanabilirsiniz. Sitemizden Daha İyi Yararlanabilmek için Gizlilik İlekeleri Ve Yayın Prensiplerimzi Okuyunuz. En İyi İnt Exp 8+ 1024x768 Görüntülenir