18 Ağustos 2019 Pazar 06:47:29
» Susmuyoruz; MİLLİ YAZARIMIZ NAZIM HİKMET KİMDİR ? ÖYLEYSE BİZ KİMİZ?

Susmuyoruz; MİLLİ YAZARIMIZ NAZIM HİKMET KİMDİR ? ÖYLEYSE BİZ KİMİZ?

Don't shut up; WHO IS OUR NATIONAL AUTHOR NAZIM HIKMET ? SO WHO ARE WE?
Paylas
http://www.bagimsizozgurmedya.com
Susmuyoruz; MİLLİ YAZARIMIZ NAZIM HİKMET KİMDİR ? ÖYLEYSE  BİZ KİMİZ?
http://www.bagimsizozgurmedya.com/turkhaber.html
Sizden Gelenler - 05 Haziran 2019, Çarşamba 00:14:22
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Video Galeri

Nâzım Hikmet Ran ya da kısaca Nâzım Hikmet (15 Ocak 1902 – 3 Haziran 1963),Türk şair, oyun yazarı, romancı ve anı yazarı. "Romantik komünist" ve "romantik devrimci" olarak tanımlanır. Siyasi düşünceleri yüzünden defalarca tutuklanmış ve yetişkin yaşamının büyük bölümünü hapiste ya da sürgünde geçirmiştir. Şiirleri elliden fazla dile çevrilmiş ve eserleri birçok ödül almıştır.

Yasaklı olduğu yıllarda Orhan Selim, Ahmet Oğuz, Mümtaz Osman ve Ercüment Er adlarını da kullanmıştır. İt Ürür Kervan Yürür kitabı Orhan Selim imzasıyla çıkmıştır. Türkiye'de serbest nazımın ilk uygulayıcısı ve çağdaş Türk şiirinin en önemli isimlerindendir. Uluslararası bir üne ulaşmıştır ve dünyada 20. yüzyılın en gözde şairleri arasında gösterilmektedir.

Şiirleri yasaklanan ve yaşamı boyunca yazdıkları yüzünden 11 ayrı davadan yargılanan Nazım Hikmet, İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde 12 yılı aşkın süre yattı. 1951 yılında Türk vatandaşlığından çıkarıldı; ölümünden 46 yıl sonra, 5 Ocak 2009 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile bu işlem iptal edildi. Mezarı Moskova'da bulunmaktadır.

İlk şiiri Feryad-ı Vatanı 3 Temmuz 1913'te yazdı. Aynı yıl Mekteb-i Sultani'de ortaokula başladı. Bir aile toplantısında denizciler için yazdığı bir kahramanlık şiirini Bahriye Nazırı Cemal Paşa'ya okuyunca çocuğun Bahriye Mektebine gitmesine karar verildi. 25 Eylül 1915'te Heybeliada Bahriye Mektebi'ne girdi, 1918'de 26 kişi içinden 8. olarak mezun oldu. Karne değerlendirmelerinde zeki, orta derecede çalışkan, elbisesine özen göstermeyen, sinirli ve ahlakî tavırları iyi bir öğrenci görülmektedir. Mezun olduğunda dönemin okul gemisi Hamidiye gemisine güverte stajyer subayı olarak atandı. 17 Mayıs 1921'de aşırıya kaçan halleri bulunduğundan ordu ile ilişiği kesildi.

Nazım Hikmet, 1920'de arkadaşı Vâlâ Nureddin ile Milli Mücadele'ye katılmak üzere ailesinden habersiz Anadolu'ya geçti, Bolu'da öğretmenlik yaptı. Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’nde siyasal bilimler ve iktisat okudu. 1921'de gittiği Moskova’da devrimin ilk yıllarına tanık oldu ve komünizm ile tanıştı. 1924'te Moskova'da yayınlanan ilk şiir kitabı 28 Kanunisani sahnelendi. O yıl Türkiye'ye dönerek Aydınlık Dergisinde çalışmaya başladı, ancak dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince tekrar Sovyetler Birliği'ne gitti. 1928’de Af Kanunundan yararlandı ve Türkiye'ye döndü. Bu defa Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı. 1938'de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. 12 sene tutuklu kaldı. Barışseverler Cemiyeti'nin kuruluşunda yer aldı. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle 1950 yılında Stalin yönetimindeki Sovyetler Birliği'ne giden Nazım, 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulunca Türk vatandaşlığından çıkarılmasının ardından, büyük dedesi Mustafa Celaleddin Paşa (Konstantin Borzecki)'nın memleketi olan Polonya'nın vatandaşlığına geçerek Borzecki soyadını aldı. 3 Haziran 1963 tarihinde ise, Nâzım Hikmet geçirdiği bir kalp krizi neticesinde 61 yaşında hayata gözlerini yumdu.

Babası, Matbuat Umum müdürlüğü ve Hamburg Şehbenderliği yapmış olan Hikmet Bey, annesi Ayşe Celile Hanım'dır. Celile Hanım piyano çalan, resim yapan, Fransızca bilen bir kadındır. Celile Hanım, bir dilci ve eğitimci de olan Hasan Enver Paşa'nın kızıdır. Hasan Enver Paşa, Polonya'dan 1848 Ayaklanmaları sırasında Osmanlı İmparatorluğu'na göç eden ve Osmanlı vatandaşı olunca Mustafa Celalettin Paşa adını alan Konstantin Borzecki'nin (Lehçe: Konstanty Borzęcki, d. 1826 - ö. 1876) oğludur. Mustafa Celaleddin Paşa Osmanlı Ordusu'nda subay olarak görev yapmış ve Türk tarihi üzerine önemli bir eser olan "Les Turcs anciens et modernes" (Eski ve yeni Türkler) kitabını yazmıştır. Celile Hanım'ın annesi ise Alman kökenli Osmanlı generali Mehmet Ali Paşa'nın yani Ludwig Karl Friedrich Detroit'in kızı olan Leyla Hanım'dır. Celile Hanım'ın kız kardeşi Münevver Hanım, şair Oktay Rifat'ın annesidir.

Nâzım Hikmet'e göre, babası Türk ve annesi ise Alman, Polonyalı, Gürcü, Çerkez ve Fransız kökenli idi. Babası Hikmet Bey, Çerkes Nâzım Paşa'nın oğludur. Annesi Ayşe Celile Hanım, 3/8 Çerkes, 2/8 Leh, 1/8 Sırp, 1/8 Alman, 1/8 Fransız (Huguenot) kökenliydi.

Babası Hikmet Bey, Selanik'te, Hariciye Nezareti'nde (Dışişleri Bakanlığı) çalışan bir memurdur. Diyarbakır, Halep, Konya ve Sivas valilikleri yapmış olan Nâzım Paşa'nın oğludur. Mevlevi tarikatından olan Nâzım Paşa aynı zamanda bir özgürlükçüdür. Kendisi Selanik'in son valisidir. Hikmet Bey henüz Nâzım'ın çocukluğunda memuriyetten ayrılır ve ailece Halep'e, Nâzım'ın dedesinin yanına giderler. Orada yeni bir iş ve hayat kurmaya çalışırlar. Başarısız olunca İstanbul'a gelirler. Hikmet Bey'in İstanbul'daki iş kurma denemeleri de iflasla neticelenir ve hiç hoşlanmadığı memuriyet hayatına geri döner. Fransızca bildiği için yeniden Hariciye'ye atanır.

 

İlk şiirlerini hece ölçüsü ile yazmaya başladı ancak içerik bakımından diğer hececilerden farklıydı. Şiirsel gelişimi arttıkça hece ölçüsü ile yetinmemeye ve şiiri için yeni formlar aramaya başladı. Sovyetler Birliği'nde yaşadığı ilk yıllar olan 1922 ile 1925 arasında bu arayış doruğa çıktı. Hem içerik hem de biçim bakımından dönemindeki şairlerden farklıydı. Hece ölçüsünden ayrılarak Türkçenin vokal özellikleri ile ahenk oluşturan serbest ölçüyü benimsedi. Mayakovski ve fütürizm taraftarı genç Sovyet şairlerinden esinlendi.

« "Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket, bizim.
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
Ve ipek bir halıya benzeyen toprak bu cehennem, bu cennet bizim. Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
Yok edin insanın insana kulluğunu, bu dâvet bizim....

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim..." »
(Nazım Hikmet)

Şiirlerinden birçoğu Fikret Kızılok, Cem Karaca, Fuat Saka, Grup Yorum, Ezginin Günlüğü, Zülfü Livaneli gibi sanatçılar ve gruplar tarafından bestelendi. Ünol Büyükgönenç tarafından özgün bir şekilde yorumlanmış olan küçük bir kısmı ise 1979'da "Güzel Günler Göreceğiz" ismiyle kaset olarak çıktı. Birkaç şiiri ise Yunan besteci Manos Loizos tarafından bestelendi. Ayrıca bazı şiirleri Yeni Türkü'nün eski üyesi Selim Atakan tarafından da bestelenmiştir. "Salkım söğüt" adlı şiiri Ethem Onur Bilgiç'in 2014 tarihli animasyon filmine konu olmuştur.

UNESCO'nun ilan ettiği 2002 Nâzım Hikmet yılı için besteci Suat Özönder "Şarkılarda Nâzım Hikmet" adlı bir albüm hazırladı. Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığının katkılarıyla, Yeni Dünya plak şirketi tarafından hayata geçirildi.

1925 yılından başlamak üzere şiirleri ve yazıları yüzünden birçok kere yargılandı. 1938 yılında orduyu ayaklanmaya kışkırtmaya çalıştığı gerekçesiyle 28 yıl dört ay hapis cezasına çarptırıldı. İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde 12 yılı aşkın kaldı. Bursa cezaevinde kaldığı yılları anlatan Mavi Gözlü Dev adlı film 2007 yılında vizyona girmiştir. 1950 yılında bir af yasasıyla salıverildi. Ancak sürekli izlendiği ve çürüğe ayrıldığı halde 48 yaşında yeniden askerlik yapmaya çağrılması ve öldürüleceği yolundaki duyumlar üzerine yurtdışına kaçtı. 17 Haziran 1951 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından Türk vatandaşlığından çıkarılmasına karar verildi. Sovyetler Birliği'nde Moskova yakınlarındaki yazarlar köyünde ve daha sonra da eşi Vera Tulyakova (Hikmet) ile Moskova'da yaşadı. Memleket dışında geçirdiği yıllarda Bulgaristan, Macaristan, Fransa, Küba, Mısır gibi Dünya memleketlerini dolaştı, buralarda konferanslar düzenledi, savaş ve emperyalizm karşıtı eylemlere katıldı, radyo programları yaptı. Budapeşte Radyosu ve Bizim Radyo bunlardan bazılarıdır. Bu konuşmaların bir kısmı bugüne ulaşmıştır.

DAVALARI

1925 Ankara İstiklâl Mahkemesi Davası
1927-1928 İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1928 Rize Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1928 Ankara Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1931 İstanbul İkinci Asliye Ceza Mahkemesi Davası
1933 İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1933 İstanbul Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesi Davası
1933-1934 Bursa Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1936-1937 İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1938 Harp Okulu Komutanlığı Askerî Mahkemesi Davası
1938 Donanma Komutanlığı Askerî Mahkemesi Davası

ÖLÜMÜ VE SONRASI

3 Haziran 1963 sabahı saat 06:30'da gazetesini almak üzere ikinci kattaki dairesinden apartman kapısına yürümüş ve tam gazetesine uzanırken geçirdiği kalp krizi sonucunda ölmüştür. Ölümü üzerine Sovyet Yazarlar Birliği salonunda yapılan törene yerli yabancı yüzlerce sanatçı iştirak etmiş ve tören siyah beyaz olarak kaydedilmiştir. Ünlü Novodeviçi Mezarlığı'nda gömülüdür. Mezar taşı siyah bir granitten olup meşhur şiirlerinden biri olan rüzgâra karşı yürüyen adam figürü taş üzerinde ebedileştirilmiştir.

Şair Nâzım Hikmet'in 2008 yılının ilk günlerinde, eşi Piraye'nin torunu Kenan Bengü tarafından Piraye'nin evrakları arasında “Dört Güvercin” adında bir şiiri ve üç adet tamamlanmamış roman taslağı bulundu.

YENİDEN TÜRK VATANDAŞLIĞINA ALINMASI

2006 yılında Bakanlar Kurulunun Türk vatandaşlığından çıkarılmalar ile ilgili yeni bir düzenleme yapması gündeme geldi. Yıllardır tartışılmakta olan Nâzım Hikmet'in Türk vatandaşlığına yeniden kabul edilmesi yolu açılmış gibi gözükmesine rağmen Bakanlar Kurulu bu düzenlemenin sadece yaşamakta olanlar kişiler için düzenlendiğini ve Nâzım Hikmet'i kapsamadığını belirterek bu yöndeki talepleri reddetti. Dönemin İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, İçişleri Komisyonu'nda "Tasarıda, şahsa bağlı hak olduğu için bizzat müracaat etmesi gerekir. Arkadaşlarım da olumlu şeyler belirttiler, komisyonda görüşülür, bir karar verilir" dedi.

2009 yılının 5 Ocak Günü "Nâzım Hikmet Ran'ın Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkartılmasına ilişkin Bakanlar Kurulu kararının yürürlükten kaldırılmasına ilişkin önerge" Bakanlar Kurulu'nda imzaya açıldı. Nâzım Hikmet Ran'a yeniden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının iade edilmesine ilişkin bir kararname hazırladıklarını ve bu teklifin imzaya açıldığını ifade eden Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, 1951 yılında vatandaşlıktan çıkartılan Ran'ın yeniden Türk vatandaşı olmasına ilişkin önerinin Bakanlar Kurulu'nca oylanarak kabul edildiğini söyledi.

Bakanlar Kurulu'nun 05.01.2009 tarihinde aldığı bu karar, 10.01.2009 tarihinde Resmî Gazete'de yayınlandı ve Nâzım Hikmet Ran, 58 yıl sonra yeniden Türk vatandaşı oldu.

1- Yurdunun caddelerinde devrimci olarak dolaşır Nâzım Hikmet. İşi gücü şiirdir, tiyatrodur, sanattır. Artık yazmak, yaratmak, insanına ulaşmak ister. Arkadaşı Vâ Nu ile gider Sertellerin Tan gazetesine. Sanki gazete için yaratılmıştır, her iş gelir elinden.

Daha ilk karşılaşmada, dilinden şiir dökülür. Gözlerini kapar okur okur, odada derin sessizlik büyür, kim varsa dinleyen işittiği karşısında heyecanla tutar soluğunu. Hemen başlar göreve. Nerede olsa neşe verir insana, ancak kalemi keskindir. Bir bir başlayacaktır putları yıkmaya! Ne zaman eline kalem alsa, hep isyanı yazar Nâzım. “Şairi Azam Abdülhak Hamit”e doğrudan savaş açar, Yakup Kadri’den sözünü esirgemez. Sorar: “Kimdir milli edip?” diye. Hakikati söylemekten sakınmaz. Okuyunca genç şairin isyanını Abdülhak Hamit evine davet eder, gergin başlar akşam yemeği. Kibar, sağduyuludur yaşlı olanı, öteki dengeli ve biraz da mahcuptur sanki. “Elbet gençler putları kıracak” der Hamit. El sıkışırlar, bir daha tek satır yazmaz Nâzım hakkında Şairi Azam’ın. Merttir Nâzım, kimseyi arkadan hançerlemez...

Linçe gelip yoldaş olmak

Putlar yıkıldıkça öfke büyür, gençlere hedef gösterilir Nâzım! Gazete odasında otururken dışarıdan gelen öfkeli kalabalığı işitir. Zekeriya ve Sabiha Sertel gençleri buyur ederler içeri, Nâzım gelir konuşmaya. O şiirli sesi işitir gençler, büyülenirler. Linç etmek için yola çıktıkları Nâzım’ın yoldaşı sayılırlar artık. Bu etki yüzünden değil midir yıllarca zindanda tutulması şairin?

 

Çankırı Cezaevi avlusu: Piraye, Kemal Tahir, Piraye’nin kardeşi Fehamet, Nãzım, Hikmet Kıvılcımlı (soldan sağa)

2- Sevdalıdır Nâzım Hikmet. İmkânsız aşka tutulur. Hep olacağı gibi inatçıdır. Ürkek Piraye ile tanışır; çocukları vardır, mutsuz evliliği, kırgın bir de kalbi kadının! “Olmaz, imkânsız” der Piraye; çocuk gibi sevinçli, deli gibi güçlü, inatçıdır şair. Çelmeyi başarır gönlünü, yoldaşı, sırdaşı, dert ortağı olur Piraye. Mahpushaneden yazdığı dizelerin, en güzel mektupların, düşlerin, acının ve elbette hüznün adıdır aynı zamanda. Yuva kurar Nâzım ve Piraye; kadının çocuklarını kendinin sayar Nâzım. Mektuplarca dertleşecektir ileride Memet Fuat’la. Yaşamı, devrimi, cinselliği, yalnızlığı, kederi, düşleri ve ayrılığı akıtacaktır satırlarına. İyi baba olur Piraye’nin çocuklarına.

3- Önce denizciler arasında bayrak olur Nâzım, sonra karacılar... Ordu ayaklanmış, heyecan gelmiştir gençlere... Büyür şairin etkisi yayılır, gizliden, el altından okunur komünistin dizeleri. İftira edilir Nâzım’a, tanımadığı, görmediği, yaşça kendinden küçük askerlerle anılır adı önce. İddia büyüktür, Cumhuriyeti yıkmak için örgüt kurmakla suçlanır Nâzım. Gülünç davalar açılır ardı ardına. Hâkim karşına çıkar. Suçu memleketine ihanettir, suçu halkını özgürlüğe davettir aslında! Artık mahpustur Nâzım Hikmet... Çankırı’da mahpus olur ilkin. Koğuş arkadaşları doktor Hikmet Kıvılcımlı ve Kemal Tahir’dir. Dar gelir üç koca adama koğuş. Sabahlara dek sürer tartışmalar. Hem kalbi, hem dizleri sızlamaktadır Nâzım’ın, “karım, bacım, anam” dediği Piraye’ye hasretlik dinmez bir türlü...

 

Orhan Kemal (solda) ve Nazım Hikmet Bursa Cezaevi’nde.

4- Mahpus için her gün başka bir umuttur, af çıkacak diye bekler, üst mahkemeden bir haber gelecek diye bekler, günler birbirine benzer gibi geçer ama yürekte bambaşkadır her yeni saniyenin sancısı. Bir an önce dışarıda akan yaşama katılmak ister Nâzım, susamıştır... Umuttur Dayı Bey, yani Ali Fuat Paşa. Elinden ne gelirse yapsın ister...

5- Bursa’da mahpus bir genç adam... Nâzım’ın geleceğini işitince yüreği yerinden çıkacakmış gibi atmaya başlar. Şiire düşkün. Uzun kış gecelerinde kendini avutur dizelerle. “Nâzım gelecek ha”... Düşünmesi bile soğuk terlemesine yeter, düş mü bu, sahiden gelecek mi Nâzım? Sade genç adam değil, tüm mahpusları, gardiyanları, hatta hapishane müdürünü, tüm Bursa’yı bir telaş alır. Memleket şairi Bursa’ya ayak basacak. Elbirliğiyle boşaltırlar bir koğuşu. Oysa koğuşlar tıklım tıklım, adım atacak yer yok. Döşeğini hela önüne atıp uyuyanlar, nöbetleşe yatakları değişenler, çaresiz çıplak yerde uyuyanlar var... Ama Nâzım başka. Okumuş adam, memleket için yatar hapiste. Tertemiz edilir koğuş, mis gibi koksun ister mahkûmlar... Koca toplumun küçük ölçekli bir manzarasıdır Bursa mahpushanesi. Nasıl sığar bunca insan, nasıl aniden kesilir sesler, zamansız çalan kampanayla nasıl kesilir zırıltı ve nasıl başlar yaşam her sabah... Müdür başta karşılarlar Nâzım’ı. Elinde yoksul, yolculuktan yorgun düşmüş bir valiz. Gözleri çökmüş, çizgileri belirginleşmiş Nâzım’ın. Yine de güler yüzlü. Tek tek ellerini sıkar herkesin. Yüzlerine bakar, gözbebeklerini okurca, dümdüz bakar içlerine doğru... Temiz pak ettikleri koğuşa buyur ederler Nâzım’ı...

6- Yorgun şair, ağır adımlarla girer geniş avludan geçip... Bakar arkadan gelen kimse yok, şaşkınlıkla, telaşla, ürkek ve biraz utançla döner, “Ben burada yalnız mı kalacağım” diye sorar ortalığa. Mahkûmların gözleri gözlerinde Nâzım’ın... Hep birden, övünçle başlarıyla onaylarlar şairi. Nâzım, başını öne eğer; “ben yalnızlıktan korkarım” der. Bir el kalkar o an, sanki saati ayarlı bir zil gibi. Tam gerektiği yerde ve anda gerçekleşir buluşma. Kalkan, Nâzım’ı özlemle bekleyen, düşlerinde gören genç adamın elidir. Işıldar gözleri Nâzım’ın, adımlar birlikte atılır koğuşa, o vakit çiçeklenir etraf, iki kardeş, yoldaş, usta, çırak olur Nâzım ve genç adam, Bursa’nın karanlık mahpusunda, karanlık saatlerde...

 

İmtihan tedirgini

Yağmur, yağmur olmalı o gece. Bir yerden, sızmalı, içeri dolmalı mis gibi toprak kokusu. Genç adam, Raşit Kemali, heyecanını yenmiş, cesaretini toplamış, “Şiir yazıyorum ben” der. Şırıl şırıl yağmurun içinden, delinip akan gökyüzü tünelinden boşalıyor aniden sözler. Nâzım sevinçle, sanki kıtlıkta lokma bulmuş gibi hayretle ısrar eder hemen “Oku bakalım ne yazmışsın” diye. Korkar Raşit Kemali.

Ustanın önünde çekileceği imtihan tedirgin eder onu. Sonra başlar okumaya, ocağın yamacına sığınmış, alevin yalımlarında gölgeli iki yüz, birden suretleri mahpus duvarında görünür. Gölge oyunu bu! Şair Raşit Kemali okudukça yüzü buruşur Nâzım’ın. Önce sabır çeker içinden, zaman ilerleyip yağmur dindiği halde, tükenmeyince şiirler, bu kez açıktan söyleyiveriyor “Daha var mı?” diye. Genç adam tek bir dizesine gülümsesin diye Nâzım, bir cümle kursa umuda dair, bekler, inatla okur, kestirir şiirleri Nâzım... Hepsi sobayı boylar Ah ne koyu bir hüzün... “Topla sen bu kâğıtları” diye öğütler Raşit Kemali’ye şair. “Topla ve hepsini şu ocağa at, yak onları” diye buyurur. “Bir taneciğinde bile güzellik yok mu” diye umutla, esmerleşmiş yüzüne düşen acıyla sorsa da Raşit Kemali, sıkıntıyla sallanan başını görür şairin ve “hayır” cevabından başka ses işitilmez koğuşta. Kırılsa da kalbi, küskünlük yarası açılsa da böğründe, notu veren Nâzım’dır ve diyeceği sözü yoktur Raşit Kemali’nin.

7- Yüzler esmer, eller nasırlı, yürek dağlanmış... Genç bir adam düşmüş dama. Adam demek doğru mu, çocuk işte... Anasının hasretini geceleyin titrediği yorganın altında daha bir derin hisseder... Sevdiği kız aklında, babası vurularak öldürülecek bir zaman sonra, iyice kesilecek dışarıdan gelen üç kuruş yardım... Mahpusta parasız kalmak zor, çalışmak gerek... İş tutmak lazım... Ayna dökmek, tespih dizmek, berberlik etmek... Bir gün mahpusta satılan bir kitap geçince eline, bambaşka biri olur genç adam... Mahpusta da bulur imam onu “Bakma o resimlere, Müslümanlıkta yok suret çizmek” der. Balaban bu genç adamın adı...

Dam değil üniversite

Demir parmaklıklar ardından çürümemek için dirençle resim yapmaya koyulmuş Nâzım. Mahpusların “Şair Baba” diyeceği, herkese el uzatan, başındaki aydınlık hareyle dolaşan koca Nâzım... Ürkerek yaklaşır Balaban, Şair Baba’sına... “Benim de resmimi yap” der... Nâzım o güzel köylü çocuğunun yüzüne uzunca bakar. Sureti düşer kâğıda yavaşça. İşte bu göz Balaban’ın, işte bu çene, burun... Belirir yavaşça. Mucize karşısında küçük dilini yutacak neredeyse genç adam...

Koşarak çıkar Şair Baba’nın yanından, bulduğu ilk tutsağı diker karşısına, kalem yok, kâğıt hak getire, elde ne varsa onun, Şair Baba’dan gördüğü gibi düşünür suretini mahpusluğun önüne. Delirmiş diyorlar Balaban’a, hep kendine benzemeyene çılgın derler ya... Bir yandan yayılır bu söylence, bir yandan otururlar Balaban’ın karşısına mahpuslar... Artık güç bile olsa, karar zamanı gelir, çıkar Şair Baba’nın karşısına Balaban... Gösterir çizdiklerini, memleketi, insanları...

Ah Nâzım’ın yüzünde güller açar sanki. Sanki orası Bursa’nın mahpus damı değil de, bir üniversite... “Ben senin ustanım, sen çırak... Öğreteceğim sana resmin sırlarını bir bir” der Şair Baba... Gün gelir bütün fırçalar, bütün boyalar, renkler Balaban’ın olur... Şair Baba bu köy çocuğunun bilgeliğini kazır aklına... Umudun düşmanlarına inat, onun adını yazar şiirine...


Rogg & Nok Haber Servisi:- Rogg & Nok ANTİ-TERRORİSM VE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ Araştırma Grubu

E-Posta ile gönderilen veya direk Web sitesine yayınlanması için gönderilen yazıların fotoğraf gibi tüm demokratik protesto, bilgi, haber, yorum ve sosyal/siyasal içerikli paylaşımlar TC Anayasasının;
MADDE 25: "Düşünce ve Kanaat Hürriyeti";
MADDE 26: "Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti"
kapsamında Web sitemizde yapılmıştır.
Kişisel veya kurumsal Demokratik düşünce ve kanaatlerimiz engellenmesi ve/veya şiddet/baskı altına alınması, bu nedenle
"Yazar olan biz Hakkımızdaki veya kullanıcıların kullandıkları web sitesindeki yayınlanan haberler dolayısı ile olası her türlü anti-demokratik yasal girişimi",
TC Anayasası, AİHM ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi kapsamında, her türlü yasal haklarımız saklı kalmak üzere, peşinen reddederiz…

OKUYUCU YORUMLARI

UYARI:Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.(Yorum Yapanın Taahütü)Yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Ad Soyad
E-Posta
Güvenlik Kodu: Guvenlik
Yorum
Copyright ©2010 - Tüm hakları saklıdır.
PHP Haber Sitesi Türkiye Tasarım
Rogg&Nok Haber- Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz Ve kaynak gösterilmeden Alıntı Yapılamaz. Yayınlanan Tüm Haber Ve Açıklamalar İlk Kaynaktan Ulaştırılan Açıklamalardır. Sitemiz Bu Açıklamalara Ekleme Veya Müdahelede Bulunmadan Yayınlar. Yorum,Makale, Sizden Gelenler Bölümündeki Yazılardan Yazanlar Sorumludur. Harici Bilgiler Ayrı Bir Sayfada Açılır. Rogg&Nok Haber Bu Linkler Ve İçeriklerinden Sorumlu Değildir.Her Türlü Haber Ve İletişim İçin roggnok@gmail.com Adresini kullanabilirsiniz. Sitemizden Daha İyi Yararlanabilmek için Gizlilik İlekeleri Ve Yayın Prensiplerimzi Okuyunuz. En İyi İnt Exp 8+ 1024x768 Görüntülenir