25 Haziran 2019 Salı 14:01:01
» Zafer Toprak: “Cihan Harbi, Osmanlı Devleti ve Toplumsal Dönüşüm,”

Zafer Toprak: “Cihan Harbi, Osmanlı Devleti ve Toplumsal Dönüşüm,”

Türkiye Günlüğü, sayı 136, Güz 1918, s. 7-11
Paylas
http://www.bagimsizozgurmedya.com
Zafer Toprak: “Cihan Harbi, Osmanlı Devleti ve Toplumsal Dönüşüm,”
http://www.bagimsizozgurmedya.com/turkhaber.html
Sizden Gelenler - 20 Aralık 2018, Perşembe 22:14:38
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Zafer Toprak, “Cihan Harbi, Osmanlı Devleti ve Toplumsal Dönüşüm,” Türkiye Günlüğü, sayı 136, Güz 1918, s. 7-11

Harb-i Umumî’nin bitişinin yüzüncü yılında insanlığın yaşadığı en büyük felaketlerden birini bu sayımızda yeniden düşünmek ve değerlendirmek istedik. Bu dosyada savaş, esas itibariyle Osmanlı Devleti’nin zaviyesinden irdelenmeye çalışıldı. Birinci Cihan Harbi’ne ana bakış açıları oluşturacak şekilde hazırlanan bir yazar kadrosu teşkil edildi. Bunlardan ilkinde, Harbi Umumî’ye nasıl bakılmalıdır? sualinin cevabı bulunmaya çalışıldı. Cihan Harbi’nin sosyo-ekonomik tarihi üzerinde önemli çalışmaları olan Zafer Toprak’ın, bu savaşta Osmanlı Devleti’nin toplumsal dönüşümü üzerine yazdığı makaleyi neşrederek, dosyamızı usta bir kalem tarafından taçlanırdık.



Cihan Harbi’nin bir muhasebesini yapmak sona erişinin 100. yılında tarihçilerin güncel görevleri arasında olsa gerek. 600 yıllık bir imparatorluğun kısa bir sürede tasfiyeye uğraması ve ardından farklı bir anlayışla yeni bir siyasal yapının, Cumhuriyet Türkiyesi’nin inşası bu sürecin çok yönlü bir biçimde irdelenmesini gerektiriyor. Savaşın başlangıcından, evrelerine ve nihayet sonuçlarına değinmek bizlere 20. yüzyılın kapılarını açıyor. Bu güne değin çoğu kez savaşın getirdiği yıkım, doğurduğu askerîsiyasî sonuçlar ön planda yer almış. Oysa Cihan Harbi ile birlikte Osmanlı toplumu köklü sosyo-ekonomik ve kültürel değişime uğruyor. Kuşkusuz savaş genellikle insanlık tarihin karanlık yüzü. Hele 20. yüzyılda yaşanan iki dünya savaşı 18. Yüzyılla birlikte Aydınlanma düşüncesinin akılcılığıyla, rasyonalitesiyle bağdaşmayan paradoksal sonuçları. Kapitalizmin ve demokratik düşüncenin evrildiği ve büyük umutlarla geleceğe yöneldiği koskoca 19. yüzyıl dört yıl gibi bir zaman diliminde, Cihan Harbi’yle, değerlerinin önemli bir kısmını yitiriyor. Milyonlarca insan yeryüzünü paylaşım savaşlarında telef oluyor, geriye yüzyılların birikimi yıkıma uğramış kentleri bırakıyor.



Ancak etik değerler bir kenara bırakılırsa yine de savaşların paradoksal bir yönü var şüphesiz. Savaşı olumlamak düşünülemeyecek bir anlayış. Bu bir kenara konulursa birçok teknolojik yenilikler savaş ortamında uygulamaya sokulduğu da gerçek. Bunları uygarlığın “kazanımları” olarak görmek aymazlık örneği olsa da savaşın paradoksal sonuçları olarak görülebiliyor. Cihan Harbi kuşkusuz imparatorluklar çağının sonu… Osmanlı için de bu geçerli… İmparatorlukların küllerinden yeni ulus devletler doğuyor. Tıpkı Cumhuriyet Türkiyesi gibi…



Her şeyden önce Türkiye’de ulus devletin doğuşu Balkan Savaşı’ndan beri çarpışan kadroların eseri… Bunu da unutmamak gerekiyor. Cihan Harbi aslında emperyal güçlerin altın çağı olan 19. yüzyılı sonlandırmış oluyor. Yeni bir yüzyılın tohumları aynı savaşın bağrında yeşeriyor. Cihan Harbi son kertede Türkiye’nin kurtuluş savaşının erken dönemini oluşturuyor. Daha doğrusu kimi kez 1919 ile 1923 arasına sıkıştırdığımız bağımsızlık sürecinin başlangıcı Balkan Harbi’ne kadar geri çekilebiliyor.

 

Türklerin Cihan Harbi on yıllık bir süreç son kertede. 1912’de Balkan Harbi’yle başlayan ve 1922’de Milli Mücadele’yle son bulan bir saga… Bu on yılın sancısı yeni bir cumhuriyetin yolunu açıyor. Bu arada köklü zihinsel dönüşümler yaşanıyor. Egemenlik giderek tanrı katından halka indiriliyor. Laik bir toplumun temelleri daha Cihan Harbi yıllarında atılmaya başlanıyor. Kadının yaşadığı travma onun özgürlük özlemini tetikliyor. Bağımsız bir ekonomik modelin ilk arayışları yine Cihan Harbi yıllarında gündeme geliyor. Tüm bu gelişmelerin savaş ortamında gerçekleştiği unutulmazsa Cihan Harbi’ni yargılarken cephe gerisine bakmak ve savaşa mesafeli yaklaşmak gerekiyor.

 

Doğu Sorunu ve Cihan Harbi Tarihçilerin “Doğu Sorunu” diye niteledikleri sorunsalın temelleri Batı’nın küresel hâkimiyet özleminin bir sonucu. İlk evrede yeni kıtaların keşfi ve bu kıtaların sömürgeleştirilmesini kısa süre sonra sermayenin sınır tanımız özlemleri izliyor. Osmanlı özelinde buna dinsel bir kisve de veriliyor. Kutsal mekânların korunması Osmanlı’yı parçalamak için somut bir gerekçe olarak sunuluyor. Cihan Harbi işte bu paylaşım sürecinin beklenmedik bir evresinde, Bosna Hersek’te patlak veriyor. İlk belirtileri 1908 ile birlikte Bosna Hersek’in Avusturya Macaristan tarafından ilhak edilmesi… Kısa sürede Balkanlar ateş çemberine dönüştürülüyor. Hanedanlar savaşı gibi gözükse de Cihan Harbi son kertede İngiliz ve Alman emperyal güçlerinin kozlarını paylaştığı bir savaş.



Osmanlı’nın şansızlığı emperyal güçlerin itişip kakıştığı bir ortamda çaresiz kalması. Kapitalizmin gelişmiş dünya ile geri kalmış ülkelerin arasını sürekli açtığı bir evrede Türkiye cılız ekonomik yapısıyla devler arasında kendi başının çaresine bakma zorunda kalıyor. Her şeyden önce bu gerçeği görmek gerekiyor. Şimdi Cihan Harbi gerçeklerine daha yakından bakalım.



Savaş Ekonomisi ve Osmanlı Devleti Osmanlı’nın o günkü gelişmişlik düzeyine bakıldığında dört yıllık bir savaşı sürdürebilecek ekonomik olanakları yoktu. Son kertede kumar oynadı ve kaybetti… Batı boyunduruğundan kurtulma özlemini Alman genelkurmayının stratejisine bağladı. Prusyalı generallerin hazırladığı Schlieffen planı altı haftalık bir savaşı öngörüyordu. İtilaf devletleri alt edilecek ve Türkiye parçalanmanın ötesinde, Balkanlar’da yetirdiği toprakları geri alabilecekti. Ancak çağ değişmişti. Osmanlı genelkurmayı çağın savaşlarının kaderini stratejinin değil lojistiğin belirlediğini göremedi. 6-10 Eylül arasında gerçekleşen Marne savaşında Almanya’nın Batı’da durdurulması Osmanlı için bir uyarı olması gerekiyordu. Ama buna rağmen Osmanlı Ekim sonunda savaşa dahil oldu. Bu büyük bir aymazlık idi. Artık İtilaf devletlerinin lojistik üstünlüğü savaşın kaderini belirliyordu.

 

Sürdürülebilir bir savaş ekonomik olanaklarla orantılıydı. Cihan Harbi savaş ekonomisi kavramını literatüre sokmuştu. İtilaf ile İttifak devletleri arasında orantısız bir güç dağılımı vardı. Savaşın ilk evresinde İtilaf güçleri İttifak güçlerine oranla nüfus olarak beş kat, toprak yani doğal kaynaklar olarak on bir kat, üretim kapasitesi olarak ise üç kat üstünlüğe sahipti. Hele 1917’de ABD’nin savaşa girişiyle birlikte bu orantısızlık daha da belirginleşti. Almanya aslında Marne’da, yani 1914’ün Eylül ayında savaşı yitirmişti. O günün olanaklarıyla yukarıdaki lojistik üstünlüğü gözlemlemek belki olanaksızdı. Osmanlı yönetimi ise Balkan yenilgilerinden ve topraklarının olası bir paylaşımı kaygısıyla savaşı tek çözüm olarak görüyordu. Genel kanı Türkiye’nin tarafsız kalma durumunda da sonunda paylaşılacağı doğrultusundaydı. Osmanlı üzerinde oynanan oyunlar ve yapılan gizli anlaşmalar bu doğrultudaydı.

 

Savaşın Finansmanı ve Enflasyon Yukarıda belirtilen İtilaf ülkelerinin lojistik üstünlüğünün yanı sıra savaş uzadıkça savaşın finansmanı çatışmanın kaderini belirledi. Dört yıllık bir savaşın finansmanı tüm savaşan ülkeler beklenmedik bir yüktü. O tarihlerde savaş bir diğerini dışlamayan üç yöntemle finanse edilebiliyordu. Bunlardan ilki savaş ortamında olağanüstü vergiler tarh etmekti. İkincisi vergi türü zorunlu tasarruf yöntemleri yerine gönüllü tasarrufa gitmek, yani kendi halkına ya da dış ülkelere borçlanmaktı. Üçüncüsü ise en riskli yöntem olan Merkez Bankası’nın kapısını çalmak, yani para basarak enflasyonla halkın satın alma gücünü savaş gereklerine kaydırmaktı. Bu finansman yöntemlerinin uygulanışına bakılırsa, yukarıdaki ilk seçeneğe başvuran İngiltere oldu. Almanya yeterince güçlü bir finansal derinliğe sahip olmadığı için halkına borçlanmayı seçti. Türkiye’nin ise ne yeni vergi salacak, ne de halkına borçlanabilecek gücü olmadığından para basmaktan başka seçeneği yoktu. Almanların da savaş finansmanı için Türkiye’ye önerisi buydu. Nitekim savaş boyunca sürekli para bastı ve bu vesileyle iktisat literatürüne enflasyonu soktu. Tarihte ilk kez bu boyutta bir fiyat artışı oluyordu. 1917’de yılda 400’ü bulan bir enflasyonla karşılaşıldı. Bu 1923’te Almanya’da yaşanan hiperenflasyonun bir prelüdü idi.

 

Savaş ekonomisi yukarıda belirtildiği gibi Cihan Harbi’nde bir yenilikti. Tüm savaşan ülkelerin iktisat politikalarına farklı bir boyut getirdi. 19. yüzyılın hakim iktisat anlayışı liberalizmdi. Siyasetle iktisat ayrışıyor, devlet bir anlamda kuramsal düzeyde de olsa iktisada müdahale etmemeyi ilke ediniyordu. Bu anlayış Cihan Harbi ile son buldu. Savaşa dahil olan ülkeler ordularının finansmanı için ekonomiye el atmak zorunda kaldır. Artık siyasetle iktisat bütünleşmişti. Devlet ekonomiyi yönlendiriyordu. Hatta o sıralarda bu tür politikalar devletçilik olarak yorumlanmaya başlamıştı. Devletin bilfiil yönlendirdiği ekonomik model klasik liberalizmin mezarını kazıyordu. Bundan böyle geriye dönüş olmaksızın ekonomilerde devletlerin sözü geçer olacaktı. Milli hasıladan devletin kendine ayırdığı pay savaş öncesi yüzde 10 dolayındayken savaşla birlikte bu oran yüzde 40’lara, 50’lere yükseldi.

 

Milli İktisat ve Devletçilik Türkiye de bu sürece “milli iktisat” modeliyle katıldı. Dış dünya ile ticari ilişkilerinin büyük ölçüde dumura uğraması sonucu ithal ikameci bir model benimsemek zorunda kaldı. Bu iktisat politikası 1980’lerin neoliberal çağına kadar Türkiye’de değişik adlarla sürgit devam etti. Kimi kez devlet iktisadiyatı oldu, onu devletçilik izledi, ardından karma ekonomi, planlı ekonomi, vs. tüm bu politikalar “milli iktisat”ın değişik uygulama biçimleriydi.

 

Osmanlı’da “milli iktisat” aslında kısmen zihinsel dönüşümden, kısmen de zorunluluktan doğdu. Bağımsız bir ekonomik model için İttihatçılar Almanya’yı model alıyorlardı. Friedrich List’in Alman birliği için öngördüğü Zollverein, ya da gümrük birliği anlayışı son kertede kısmen dışa kapalı bir ekonomik modele dönüşmüştü. Osmanlı yönetimini elinde bulunduran İttihat ve Terakki küreselleşmenin neden olduğu bağımlılıktan kurtulmak için benzer bir modeli uyarlama çabası içerisindeydi. Öte yandan Cihan Harbi ile birlikte dış dünyayla ilişkilerin kopması, her ülkenin üretim olanaklarını kendine saklaması, Türkiye’yi o güne kadar dış dünyadan temin ettiği temel ihtiyaçlarını içeride üretmeye sevk etti. Bu anlayış iki dünya savaşı arasında da sürgit devam edecekti. Bir bakıma Cumhuriyet’te devletçilik diye adlandırdığımız ekonomik yapı Cihan Harbi yıllarında gündeme gelen anlayışın sonucuydu. Meşrutiyet’le Cumhuriyet arasında en güçlü bağlardan biri iktisat politikasındaki devamlılıktı.

 

Halkçılık ve Sosyal Devlet Özlemi Öte yandan yine Meşrutiyet’te gündeme gelen bir fikir hareketi Cumhuriyet’in inşasında önemli bir işlev gördü. Bu fikir hareketi halkçılıktı. Halkçılıkla ve devletçilik son kertede II. Meşrutiyet yıllarında geliştirilen ve Cumhuriyet’e devredilen iki önemli düşünceydi. Halkçılık Meşrutiyet yıllarında iki kaynaktan beslenmişti. Bir kanadı Rusya’dan göç eden Yusuf Akçura, Hüseyinzade Ali Turan gibi entelektüellerin Rus Narodnik hareketinden esinlenerek gündeme soktukları Halka Doğru hareketiydi. Diğeri ise Selanik’te Fransız etkisinde kalan aydınların III. Cumhuriyet Fransası’nın solidarist anlayışını Türkiye’ye uyarlama girişimiydi. İşte Ziya Gökalp bu iki etki arasında kendi sentezini yaptı ve birikimini Cumhuriyet Türkiyesi’ne devretti. Devletçilik ise yukarıda belirttiğim gibi milli iktisat anlayışının 1929 buhranında daha bir vurgulanan versiyonuydu. Ama her iki düşünce akımı iki savaş arası kaotik dünyada kendine özgü yapılanmalar da geçirdi. Son kertede Meşrutiyet ile Cumhuriyet arasında fikir düzeyinde bağlantının en güçlü olduğu alanlar bu iki terimde anlam kazandı. Her ikisi de son kertede Cihan Harbi ortamında yeşerdi.


Savaş ekonomisinin dikte ettiği mali ve ekonomik yönetim biçimi ister istemez savaş sonrası da varlığını sürdürmüşse de uzun savaş yılları sosyal devlete yönelik bir anlayışı da devreye soktu. Daha doğrusu önceleri İskandinav ülkelerinde ve Bismarck Almanyası’nda sınanan “sosyal devlet” kavramı savaş sonrası savaşın neden olduğu yıkım ortamında daha bir anlam kazandı. Savaş malulleri, yetimler, dullar, yoksullar devletin yepyeni sorunlarla karşılaşmasına neden oldu. “İçtimaî iktisat” diye bir alan açıldı. Daha 1924-25 ders yılında Şükrü Baban Mülkiye’de bu başlık altında sosyal politika dersi vermeye başladı. Bu arada Milletler Cemiyeti bünyesinde bir Uluslararası Çalışma Ofisi açıldı. Savaşta cephede savaşanlar işçiler ve köylülerdi. Savaş sonrası devletin bu katmanlara karşı sorumluluk alması ve yeni politikalar belirlemesi gerekiyordu. Türkiye’de de Cumhuriyet’le birlikte çalışanların sorunlarına eğilme gereği duyuldu. Epey sıkıntılı bir süreç sonucu 1936’da İş Kanunu yasalaşabildi.

 

1930’lu yılların devletçiliği Türkiye iktisat tarihini taçlandıran bir süreci başlattı. Her ne kadar Meşrutiyet yıllarında sanayi’i teşvik alanında bir dizi gelişmeler olmuşsa da savaş ortamında bu konuda pek mesafe alınamadı. 29 Buhranı’yla ülke ilk kez sanayileşmenin ne denli gerekli olduğunu gördü. Bu sayede Türkiye İkinci Dünya Savaşı’nda başkasına muhtaç olmadan varlığını sürdürdü.


Cihan Harbi ve Demokrasi II. Meşrutiyet’in ilanıyla her ne kadar milli egemenlik kavramı gündeme gelmiş ve demokratikleşme sürecinde önemli bir dizi adım atılmışsa da bu gelişmeler uzun soluklu olmadı. Daha ilk yıl grevleri ve sendikalaşmayı yasaklayan mevzuat çıkarıldı. Son kertede 1908 bir burjuva devrimiydi ve sermayeye güvence vermek zorundaydı. Ancak Cihan Harbi yıllarında enflasyon sonucu gelir bölüşümünün çarpılması sonucu solidarist bir toplum anlayışına doğru yol alındı. Solidarizm son kertede sola açılımı olan bir düşünce akımıydı. Halkçılığın temelinde de solidarizmin uzantıları vardı. Bu arada kuzeyde 1917 Devrimi Osmanlı topraklarında yakından izlendi. İttihat ve Terakki bünyesinde kimi aydınlar Bolşevizm’e ilgi duydular. Savaş yıllarında Almanya’ya gönderilen işçi / öğrenciler arasında Spartakist hareket bu gelişmelere farklı bir renk kattı. Cihan Harbi kuşkusuz neden olduğu çarpıklıklarla sol düşünceye ortam hazırladı.


Cihan Harbi ve Beşeri Sermaye Türkiye’de kadın hareketi içerisinde Cihan Harbi’nin ayrı bir yeri oldu. 1908’den itibaren Türkiye’de feminizmin ilk belirtileri görülmüştü. Bir tür burjuva feminizmi “müsavat-ı tamme” isteğiyle dernekler kurdu, süreli yayınlar çıkardı, toplantılar örgütledi. Ama savaş ortamı kadının konumunu çok etkiledi. Cepheye giden aile reisinin neden olduğu boşluk bundan böyle evin kadını tarafından doldurulacaktı. Savaş yıllarında kadın çok daha görünür oldu. Ailenin geçimini kadın sağlamak zorundaydı. Savaşta en mağdur olan kesim kadındı. Patrimonial [pederşahi] bir yapının çözülmesi kadını sokakta bıraktı. Bu evrede fuhuş yaygın bir nitelik kazandı. Devlet kadına sahip çıkmak için çaba gösterdiyse de olanakları çok sınırlıydı. Osmanlı Kadınları Çalıştırma Cemiyet-i İslamiyesi’ni kurdu. Kadınlara iş alanı açtı. Birinci ve Dördüncü Ordularda kadın amele taburları oluşturuldu. Erkeklerin boşalttıkları iş sahaları kadınlar tarafından devralındı. İstanbul’da sokakları kadın çöpçüler temizledi. Erkekleri berber dükkânlarında kadın berberler tıraş etti. Artık kaçgöç son buluyordu. 1914’te kurulan İnas (Kadın) Darülfünunu 1919’da devrini tamamladı ve kadın erkek Darülfünun’da ortak sınıflara girmeye başladılar. Tesettür kısmen kalktı. 1917 Hukuk-ı Aile Kararnamesi ile birlikte medeni nikah zorunlu kılındı. Bu 1926 Medeni Kanunu’na bir girizgâh niteliği taşıyordu.

 

Cihan Harbi’nin Sonuçları Kısaca İttihatçıların “içtimaî inkılap” diye niteledikleri ve “yeni hayat” şiarıyla uygulamaya sokmak istedikleri süreç 1908-1938 arası döneme damgasını vuracaktı. Bu dönüşümün ana aktörü, daha doğrusu aktristi kadın oldu. Ama savaş yılları son kertede yıkım getirdi. Balkan Harbi’nden Milli Mücadele’ye 1912-1922 arası on yıllık savaş sonucu bugünkü Cumhuriyet sınırları içerisinde beşeri sermaye üçte birini yitirdi. Okur yazarlıkta büyük düşüş gözlendi. Ülke hayvan varlığının dörtte üçü savaş ortamında yok oldu. Kadın erkek oranında orantısızlıkla karşılaşıldı. Osmanlı geleneksel yapısının omurgasını oluşturan aile müessesesi çöküntüye uğradı. Çocuk ölüm oranında o güne kadar görülmedik bir yükseliş görüldü. Ortalama yaşam umudu 30 yaşın altına düştü.

 

Evet uzun Cihan Harbi sona ermiş, Milli Mücadele kazanılmıştı. Ama ülkede taş taş üstünde kalmamıştı. Batı Anadolu yanıp yakılmıştı. Ülke gençliğini cephelerde tüketmişti. Doğu’da ise sürekli isyanlarla baş edilmek gerekiyordu. Savaşan ülkeler arasında en derin yarayı alan aslında Türkiye idi. Ankara, çağdaş bir ülkeyi yoktan var edecekti.

 

 Zafer Toprak

 


Rogg & Nok Haber Servisi:- Rogg & Nok Bağımsı Özgür Fikir, Düşünce yazar Grubu

E-Posta ile gönderilen veya direk Web sitesine yayınlanması için gönderilen yazıların fotoğraf gibi tüm demokratik protesto, bilgi, haber, yorum ve sosyal/siyasal içerikli paylaşımlar TC Anayasasının;
MADDE 25: "Düşünce ve Kanaat Hürriyeti";
MADDE 26: "Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti"
kapsamında Web sitemizde yapılmıştır.
Kişisel veya kurumsal Demokratik düşünce ve kanaatlerimiz engellenmesi ve/veya şiddet/baskı altına alınması, bu nedenle
"Yazar olan biz Hakkımızdaki veya kullanıcıların kullandıkları web sitesindeki yayınlanan haberler dolayısı ile olası her türlü anti-demokratik yasal girişimi",
TC Anayasası, AİHM ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi kapsamında, her türlü yasal haklarımız saklı kalmak üzere, peşinen reddederiz…

OKUYUCU YORUMLARI

UYARI:Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.(Yorum Yapanın Taahütü)Yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Ad Soyad
E-Posta
Güvenlik Kodu: Guvenlik
Yorum
Copyright ©2010 - Tüm hakları saklıdır.
PHP Haber Sitesi Türkiye Tasarım
Rogg&Nok Haber- Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz Ve kaynak gösterilmeden Alıntı Yapılamaz. Yayınlanan Tüm Haber Ve Açıklamalar İlk Kaynaktan Ulaştırılan Açıklamalardır. Sitemiz Bu Açıklamalara Ekleme Veya Müdahelede Bulunmadan Yayınlar. Yorum,Makale, Sizden Gelenler Bölümündeki Yazılardan Yazanlar Sorumludur. Harici Bilgiler Ayrı Bir Sayfada Açılır. Rogg&Nok Haber Bu Linkler Ve İçeriklerinden Sorumlu Değildir.Her Türlü Haber Ve İletişim İçin roggnok@gmail.com Adresini kullanabilirsiniz. Sitemizden Daha İyi Yararlanabilmek için Gizlilik İlekeleri Ve Yayın Prensiplerimzi Okuyunuz. En İyi İnt Exp 8+ 1024x768 Görüntülenir