YUKLENIYOR
22 Mayıs 2022
Üye Girişi
Üye Girişi
×
Türk Vatandaşları Üye Olabilir
[Turkish CitizensCan Be Members Of]
Güvenlik Kodu:
Guvenlik
http://www.bagimsizozgurmedya.com
http://www.bagimsizozgurmedya.com
Prof. Dr. Güler Gürsu: Doktor olmak!!!
Russec İlarimed Usrüg idridlib: Nınavilhep Rığa İlle Ruol   Meselyös im, Mesmelyös im? Sah mireves ines ssan
Bu bir satranç oyunu ise hamleler için her iki tarafta düşünüyor buna göre geçek düzlemde neler olacak!  Lavrov: ABD ile saygıya dayalı ilişki istiyoruz
1 2 3
ANKET
Bu kullandığınız site kapatılsın mı?
CIP 0 - CRZ 0
Evet
88
Hayır
1024
Çekimser
10
Fikrim yok
9

Toplam Oy:1131

» Prof. Dr. Güler Gürsu: Doktor olmak!!!

Prof. Dr. Güler Gürsu: Doktor olmak!!!

Paylas
Prof. Dr. Güler Gürsu: Doktor olmak!!!
Rogg & Nok Sağılık ve ekonomi Araştırma Grubu
Sizden Gelenler - 13 Mart 2022, Pazar 12:55:20
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

 

Arşiv                                                                                                    

Doktor olmak!

 

Yıllar önce ta 1931 yani 90 yıl önce, Atatürk Aydınlığını hazmetmiş, bir akıllı (ve çok zor şartlarda büyümüş, zamanında DOĞDUĞU YERİ TERKETME faciasını da yaşamış, ""7 yaşında hem YETİM hem ÖKSÜZ "") olarak geldiği Anadolu’da kendine bir yaşam kurmuş bir Savaş Göçmeni olan bir Erkek, evlenme teklif ettiği güzel kadına EVLEN BENİMLE, sana Bahçeli bir EV yapacağım ve İKİ ÇOCUĞUMUZ OLACAK, erkek olanı başının çaresine bakar nasıl olsa, ama KIZ MUHAKKAK DOKTOR OLACAK diyor!

 

Ve 1932 de bu çiftin Kızı olarak dünyaya gelen o kız ve EVET doktor olan benim. Pek çok başka dallara eğilimim olmasına karşın sonunda kendini Tıp Fakültesinde bulan, farklı ayrımcılıklara karşın kendi dalında İLK olabilen, Uzmanlık Eğitimini yurt dışında tamamladıktan sonra yurduna dönen (o zaman da Resmi makamlarca en iyisinin hemen geri gitmesi önerilen) DOKTOR benim...

 

Savaştan hiç vazgeçmeyerek sonunda amacına ulaşan ve Türkiye'de yeni bir Uzmanlık dalının kurucusu olarak yardım elimi uzatabildiğim Binlerce hasta, Öğrenimlerine katkıda bulunabildiğim, daha iyi hekim olmaları için çaba harcadığım binlerce Öğrenci ve Yetişmelerine şahit olduğum varlıklarından ONUR duyduğum bugünün hocaları olan, o günlerin sayısız Asistanlarını yetiştirmekten onur duyan emekli ,yorgun ama Hiç bir yere gitmeyen, Türkiye'nin adının Uluslararası camiada saygıyla anılmasına vesile olmuş hekim BENİM ...

 

Tüm Hekimlerin ve HEKİM OLMANIN AYRICALIKLI bir MESLEK olduğunu anlayan tüm Türk Cumhuriyeti Vatandaşlarının 14 Mart gününü yürekten kutlarken,

 

Saygılarımı sunuyorum

Prof. Dr. Güler Gürsu

 

Prof. Dr. Güler Gürsu’ ya kısa bir bakış…

Eğitimini ABD de tamamladıktan sonra 1967 yılında Hacettepe Tıp Fakültesi’ne gelen Prof. Güler Gürsu burada bağımsız bir Plastik ve Reconstructive Cerrahi kliniği kurmuş ve bugüne kadar yetiştirdiği uzmanlar ile Türkiye ve uluslararası alanda büyük hizmetler vermiştir.

 

1975 İspanya’nın Las Palmas adasında bir tıbbi toplantıda Türk bayrağı yok deyip toplantıyı protesto edip kırmız koltuğun örtüsünü yırtıp Türk bayrağı yapan Türk kim?..

 

 

ISAPS Uluslararası kuruluşun da tarihinde ki TEK TÜRK VE TEK KADIN doktor kim olmuştur?...

 

Gündemimize düşen organ nakli (Yüz naklini) yapan saygıdeğer doktorlarımızı yetiştiren ve Türkiye’ye ilk  Plastic-Reconstructive cerrahi getiren ve de bu günler gelmesi sağlayan kim?..

 

 

Daha önemlisi şimdiki Tv. Kanallarına sözde röportaj yapmak, kısaca reklamını yapmak ve sözde bilim adına konuşacağım diyerek, PROGRAMLARA reklamım olsun diye çıkmak için para vermeyen, bunları teklif edenlere gülen “ben doktorum palyaçoluk yapmam, ben insanlık için buradayım, bilim, Türk ve dünya insanları için çalıştım diyen kim?..

 

 

Bilim dalın kurduğu üniversitede emekli olmadan önce aşağıdaki konuşmasını odasında yapan kim?...

 

 

Yaşadığımız zaman diliminde herkes liderliğe ve gazetelerde reklam yapmaya soyunurken bu kadın kendi dalında dünya lideri oldu...

 

Bu oluşumu sağlayan iki faktör vardı, Babası ve ATATÜRK...

Tıp alanında, öğretim ve eğitim hiç bitmez bu olgu ölünceye kadar süren bir süreçtir...

 

O Kadın tıp dosyaları ve diplomaları bulunan odasında çalıştığı zamanlarda Atatürk portresini arkasında değil, tam karşısındaki duvara koyardı...

Bu davranışın bir nedeni vardı...

 

Aktif akademik yaşamının bir dilimin de turbanla derslere girme konusunda soruşturma yapılan bir öğrenci ile aralarında geçen konuşmada, öğrenci; " bu konuda neden bu kadar katı olduğunuz" ve “sizin arkanızda kim var hocam?” Diye sormuştu…

 

O kadın biraz kızarak ama sesini yükseltmeden hafif gülerek şu cevabı verdi, “Arkana bakar mısın lütfen” ve öğrencinin arkasında bulunan Atatürk portresini göstererek “İşte nedeni bu.  Çünkü o bana daima --unutma orada benim sayemde oturuyorsun, sana bu imkânı verdiğim için sende diğer hem cinslerine aynı imkanları tanıyarak çağdaş bilimi yakalayabilirsin diyor.” demişti…

İsterseniz bu bilim kadınını biraz daha tanıyalım…

 

100 bin üyesi bulunan, tüm dünyada ki plastik cerrahi uzmanları derneklerini kapsayan, IPRAS yani International Plastic-Reconstructive & AestheticSurgery isimli kuruluş, geçtiğimiz yıllarda görmediğimiz görüp de görmemezlikten geldiğimiz, tarihinde ilk kez ve bir defaya mahsus olmak üzere; 100 tane bu dalda uluslararası etkinlikleri olan, en önemlisi bu dalın dünya çapında eğitim ve gelişmesine önemli katkıları olan nadide hocaları “Lifetimetrusty” ataması ile ÖDÜLLENDİRME kararı almıştı. Lifetimetrusty terimi tam olarak Türkçe karşılığı olmayan bir deyim. Hayat boyu yönlendirici, destek veren ve güvenilen kişi anlamına gelen, İngilizce bir terim ve “onurlandırma” ve kişiyi ÖDÜLLENDİRME” için kullanılan bir terim.

 

Bu karar dahilinde çıkarılan listede TEK TÜRK VE TEK KADIN olması bu zaman dilimde kendini ve bu memlekete adamış bilim insanları yazarları gazeteci olanları kısaca düşüne üreten, kendini Türk olarak görene ve bundan utanmayan bilimi ön planda tutan her türlü fikre saygı ile davranan fikirleri fikir ile yenilebileceğini savunan, evet, bizim açımızdan büyük önem taşıyor.

 

 

Bu titri alan kişi, seçim dışı tutularak, yani otomatikman bu uluslararası kuruluşun yönetim kurulunun, doğal üyesi olarak görev yapıyordu.

 

 

İşte bu olgulara bağlı olarak; 23 Mayıs 2011 tarihinde Kanada’nın Vancouver kentinde yapılan IPRAS Dünya kongresinde düzenlenen Ödül Töreninde İLK KEZ ödüllendirilen doktor olmuştu

 

 

Bu nedenle yine 2011 Ekim ayında Pekin'de yapılan Yönetim Kurulu toplantısında ki görevi nedeniyle 72 saatliğine hiç durmadan Türkiye'yi temsil etmek amacıyla Çine gitmişti.

 

 

Budan önce 2002 yılında Kongresi yapılan, benimde bulunduğum ve Başkanı olduğu ISAPS Japonya’da ve İstanbul’ da çeşitli etkinlik ve kongrelerle kutlanmıştı…

 

 

 

ISAPS kongresinde yine dünyada sadece Estetik Plastik Cerrahların Ulusal kuruluşu nezdinde yine Uluslararası bir kuruluşunda dünya tarihinde ki TEK TÜRK VE TEK KADIN doktoru olma onurunu Türkiye’ye getirmişti.

 

İşte o kadını kendi hayatını en önemli olguyu kendi anlatımını şeklinde şimdi yazıyorum…

 

 

 

 

 

Birazda özel hayatından kesitlere bakalım...

 

Baba ve Kız...

 

Tarih 2 Mayıs 1987....

 

Bir hastane odası, terminal dönemde pankreas kanserinden terminal dönemde olan bir hasta. Son bir saattir şişen ve patlayan damar yollarına yeniden kateter takılmasını refüze ediyor ve devamlı olarak aynı cümleyi tekrarlıyor. Geç kaldı, gecikiyor” Geç kaldığından yakındığı kişi bir kar fırtınası nedeni ile İsveç'teki toplantıdan dönüşü geciken kızıdır…Bu hasta; Yetmiş yedi yaşındaki hasta, bakın 1910 yılında o zamanlar Osmanlı toprakları olan, Makedonya’nın Petriç kentinde varlıklı bir arı ve bal üretme çiftliği sahibinin, eski pehlivan Demir Ali Efendi ile Gülsüm Hanımın ikinci oğulları olarak dünyaya gelir. Henüz bebeklikten çıkıp çocukluk çağının tadını çıkaracakları bir dönemde Birinci Dünya Savaşının getirdiği ülkeler arası amansız savaşın yanı sıra, bölgedeki   iç çatışmalar ve Balkanlardaki Osmanlı karşıtı ayaklanmalar bu sakin kentinde vurur.

 

Beş yaşındaki Kani, bir gün babasının atının terkisinde çiftliği dolaşıp eve geri döndüğünde ağabeyi Mehmet’e sarılmış anasını milislerin tüfek namluları altında kendilerini bekler bulur...

Yavaşça attan indirilen beş yaşındaki   Kani ve yedi yaşındaki Mehmet’in analarının eteklerine sarılmış, yürek yakan feryatları arasında ve korkudan fal taşı gibi açılmış çocuk gözleri önünde Demir Ali Efendi at üzerinde vurulur...

 

Yere düştüğü anda mavzerler bir kez daha kan kusar yerde kıvranan koca cüsseli pehlivan kıvranır, can verir. 

 

O sırada kolları ve tüm bedeni ile üstlerine kapanarak oğullarını korumaya çalışan Gülsüm hanımda yaralanır...

 

Milisler atlarına binip, tehditler savurarak gözden kaybolurken çocuklarını korumaya çalışan Gülsüm Hanım hem yürekten hem bedenden yaralı konağa taşınır...

 

İzleyen günler ve aylar aileye sadece göz yaşı getirecektir.

 

Bir yanda omurilik yaralanması sonucu felç olup yatağa mahkûm bir ana, bir yanda minik beyinlerinin henüz nedenini dahi kavrayamadığı bir yıldırma, tehdit ve kan ortamı...

Bütün bu acılara ve kayıplara daha fazla dayanamayan Gülsüm Hanım kısa bir süre sonra sevgili Demir Ali'si ile kavuşmak üzere iki yavrusunu yetim ve öksüz olarak bırakır ve ebediyete göçer...

 

Çiftliğin kahyası yaklaşmakta olan felaketi ve artık Balkanlarda Osmanlının giderek güç kaybettiğini gözlemleyen bilge bir kişidir.

O tarihlerde henüz 17 yaşında olan kendi oğlunu da kurtarabilmek amacı ile bir plan yapar ve kendisi bile çocuk sayılabilecek bu genç delikanlı iki erkek çocuğunu da yanına alarak İstanbul’da yaşayan akrabalara teslim etmek üzere yollara düşer...

 

Edirne’ye vardıklarında daha küçük olan Kani’yi Askeri İdadiye ’ye verir, yaşı büyük olduğu için o okula alınmayan Mehmet’le yola devam eder. 

 

Hiçbir zaman öğrenilemeyecek bir nedenle küçük yavru Çorlu’da çalışmak üzere bırakılır ve bir daha kendisinden hiç haber alınamaz, ömür boyu kayıptır...

Talihsizlikler Kani’yi kovalamakta adeta ısrarlıdır birkaç yıl sonra okulun bahçesindeki incir ağacından düşer kulağı yaralanır, işitmesini kaybeder ve sonuçta subay olamaz diyerek okuldan çıkmak zorunda kalır.

 

Akrabalarını, ağabeyini aramak üzere küçük çocuk yollara düşer, lakin hayal kırıklığıdır İstanbul’a varış. Hayatın ona daha beş yaşında iken biçtiği bu yaşam şeklini değiştirmeye yemin eder... 

 

Ve bundan sonraki yıllarını tek başına, meslek edinme çabaları ile geçirir ve başarıda...Bir süre sonra kâhyanın oğlu ile tekrar buluşur ve birlikte yaşamaya başlarlar...

 

Bu hikâyeyi 43 yaşına kadar hiç kimseye anlatmayacak ve kâhyanın oğlunu Herkes, Eşi ve çocukları bile gerçek ağabeyi olarak bilecektir...

Zaman içerisinde Ankara’ya yerleşir ve mahalle komşusu bir kıza âşık olur.

Bu, güzel sesli, ut çalan, endamlı, alımlı, hanım kız ise Rumeli’den gelme bir ailenin kızıdır. Baba müstantik yani savcı Hüseyin Hüsnü Bey, sevgili eşi Fehime hanımı yıllarca evvel yitirmiştir.

 

O evde iki oğlu ve kızı ile yaşamaktadır.

 

Ailenin bu yakasının geçmişi ve özel öyküsü ise bugün burada anlatılmayacak...

 

Hüseyin Hüsnü Bey Kurtuluş Savaşında Atatürk’e çeşitli yerlerde görev alarak hizmet etmiş bir Adalet Bakanlığı çalışanı, Atatürk ve devrimlerine sımsıkı bağlı, ileri görüşlü aydın bir kişi. 

 

Kimi kimsesi olmayan birine kız vermeye hiç niyetli değil.  

 

Nadire’si onun kıymetlisi. 

 

Lakin iki gönül bir olunca, hele Rumeliliden başkasına ne kız verir nede alırım diyen savcı, Kani beyin de Rumelili olduğunu öğrenince sonunda pes eder ve 11 Eylül 1931 günü Kani Bey ile Nadire Hanım evlenirler….

 

Daha nişanlı iken Kani Bey nişanlısına derki:” Bir tanem, bahçeli bir evimiz, bir kız, bir oğlan çocuğumuz olacak. Oğlan mühendis olsa iyi olur, lakin kız mutlaka doktor olacak” ...

 

Ve bu dilek yerine gelir, önce bir kız sonra bir erkek çocukları ve sonrada bahçeli güzel evleri olur. 

 

Yıllar geçer, hiç doktor görmediği halde küçük kız hep doktorculuk oynar ....

 

Bebeklerin başını veya karnını açıp aspirin koyar boşluklara tedavi için.

 

Yıllar içinde meslek arzuları değişim geçirirse de liseyi başarı ile bitirip, Tıp Fakültesine baş vurur. 

 

O yıllarda sınav olmadığı için Üniversiteye giriş lise bitiriş diplomasına göre yapılmaktadır. Fakülte Genel Sekreteri kızımıza hemen hiç şansı olmadığını söyler, çünkü Pek İyi ile mezun olsa da Edebiyat Bölümü mezunudur. 

 

Oysa öncelik Daima Fen mezunlarınındır. 

 

Kendisine başka bir fakülteye baş vurmasını önerir Genel Sekreter. 

 

Aldığı cevapsa onu şaşırtır, kız öğrenci babasının arzusu doğrultusunda Doktor olması gerektiğini belirtir, sıra numarası alır ve çıkar...

 

Genel Sekreter kızını okutan ve doktor olmasını isteyerek destekleyen bu babayı sonra tanıyıp, keşke tüm babalar sizin gibi olsa diyecektir...

İşte geçen çok uzun uzun yılların sonucunda kızımız iyi ve başarılı bir doktor olmuş ve “Bir beyaz önlük giyip dolaşsa hele kapısında Doktor Güler Gürsu yazan bir levha göreyim o gün ölsem gam yemem “diyen babasını hep mutlu etmiş, her zaman, her karar   aşamasında “acaba babam yanımda olsa onaylar mıydı” diye düşünmüş ve kendisine bu kadar güvenen seven ve destekleyen babasını her başarısında yürekten teşekkür etmiş yıllar boyu...

 

Hastalığı esnasında herkese” Cumhurbaşkanı olsam ancak böyle bakılırdım” diyerek kızına olan güven ve sevgisini hep dile getiren o güzel insanı son dakikalarında istemeden de olsa bekleten bendim. Hastane odasına girdiğimde yüzü aydınlanmıştı fakat artık yolun sonuna geldiğimizi ikimizde biliyorduk. 

 

Başka bir âleme göç etmek için bile beni bekliyordu. 

 

İlginç bir biçimde ölümü ertelemeyi başarmıştı bu mücadeleci ruh. 

 

Birbirimizi öperek, kucaklaşarak vedalaştık. 

 

 

Eğer bu geçen 50 yıl içerisinde hastalarıma, bilime ve eğitime bir nebze katkım olabilmiş ise bunu daha otuzlu yıllarda kız çocuğunu okutma aşkı ile yanan babama borçluyum.

 

Kızlar ve babalar hep yakın olurlar denir, hele benim babam gibi yokluklar, zorluklar ve yalnızlıklar içinde büyüyen bir er kişi “Kızım illa da okuyacak “derse o baba baş tacı edilir.

Bütün bu öykünün  bizlerle bağlantılı noktası ise ;o yıllarda genç  Cumhuriyet döneminin yeni evli çiftlere verdiği ilham ve gösterdiği yoldur, bugün hala kız çocuklarını okutup okutmama tartışması gibi akıl almaz konularla uğraşan bu toplumda ,başı dik, onurlu ,meslek sahibi veya bir biçimde memleketine ve halkına yararlı üretirler peşinde olan tüm okumuş kadınların babalarını saygı ile kucaklıyor, en büyük babaya  en yürekten sevgi ve minnetle sesleniyorum; “İyi ki vardın, ben senin sayende buralara gelebildim, her şeyimi sana ve Atatürk'e borçluyum”

 

 


Rogg & Nok Sanal Hafıza Bölümü Haber Servisi:- Rogg & Nok Sağılık ve ekonomi Araştırma Grubu

E-Posta ile gönderilen veya direk Web sitesine yayınlanması için gönderilen yazı, fotoğraf gibi tüm demokratik protesto, bilgi, haber, yorum ve sosyal/siyasal içerikli paylaşımlar TC Anayasasının;
MADDE 25: "Düşünce ve Kanaat Hürriyeti";
MADDE 26: "Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti"
kapsamında Web sitemizde yapılmıştır.
Kişisel veya kurumsal Demokratik düşünce ve kanaatlerimiz engellenmesi ve/veya şiddet/baskı altına alınması, bu nedenle
"Yazar olan biz Hakkımızdaki veya kullanıcıların kullandıkları web sitesindeki yayınlanan haberler dolayısı ile olası her türlü anti-demokratik yasal girişimi",
TC Anayasası, AİHM ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi kapsamında, her türlü yasal haklarımız saklı kalmak üzere, peşinen reddederiz…

OKUYUCU YORUMLARI

1 Yorum Yapildi
Yorum
EAB - 14 Mart 2022, Pazartesi 14:22:39
Dr. Güler Hamin gerçek bir pilanta. Dunyada birçoğunun hedeflerini aşmış, aşırı derecede yürekli bir kadın.
Begendim 1 Oy
Begendim
Begenmedim 0 Oy
Begenmedim
UYARI:Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.(Yorum Yapanın Taahütü)Yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Ad Soyad
E-Posta
Yorum
Copyright ©2010 - Tüm hakları saklıdır.
PHP Haber Sitesi Türkiye Tasarım
Rogg&Nok Haber- Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz Ve kaynak gösterilmeden Alıntı Yapılamaz. Yayınlanan Tüm Haber Ve Açıklamalar İlk Kaynaktan Ulaştırılan Açıklamalardır. Sitemiz Bu Açıklamalara Ekleme Veya Müdahelede Bulunmadan Yayınlar. Yorum,Makale, Sizden Gelenler Bölümündeki Yazılardan Yazanlar Sorumludur. Harici Bilgiler Ayrı Bir Sayfada Açılır. Rogg&Nok Haber Bu Linkler Ve İçeriklerinden Sorumlu Değildir.Her Türlü Haber Ve İletişim İçin roggnok@gmail.com Adresini kullanabilirsiniz. Sitemizden Daha İyi Yararlanabilmek için Gizlilik İlekeleri Ve Yayın Prensiplerimzi Okuyunuz. Ekonomik Veriler Bilgilendirme Amaclidir.Kullanimindan Dogacak Sorunlardan Sitemiz Sorumlu Degildir.