16 Kasım 2019 Cumartesi 01:37:02
» ATATÜRK'ÜN SÖZLERİYLE 30 AĞUSTOS ZAFERİ'NİN ÖNEMİ

ATATÜRK'ÜN SÖZLERİYLE 30 AĞUSTOS ZAFERİ'NİN ÖNEMİ

Paylas
http://www.bagimsizozgurmedya.com
ATATÜRK'ÜN SÖZLERİYLE 30 AĞUSTOS ZAFERİ'NİN ÖNEMİ
http://www.bagimsizozgurmedya.com/turkhaber.html
Türkiye - 29 Ekim 2019, Salı 17:46:07
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

ATATÜRK'ÜN SÖZLERİYLE 30 AĞUSTOS ZAFERİ'NİN ÖNEMİ

 

 

Mustafa Kemal Atatürk'ün başkomutanlığında yapıldığı için Başkomutanlık Meydan Muharebesi olarak da bilinen Büyük Taarruz, Sakarya Savaşı'ndan sonra Türk ordusunun işgalci güçlere kesin darbeyi vurmak için hazırlıkları 1 yıl süren harekât sonrasında kazanılan zaferdi. 26 Ağustos 1922'de başlamış, 30 Ağustos'ta Dumlupınar'da Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın başkumandanlığında zaferle sonuçlanmıştı. Sadece vatanın düşman işgalinden tamamen kurtulmasını sağlamakla kalmamış 1920'de meclisin açılmasıyla fiilen kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin ilelebet payidar kalacağını da kanıtlamıştır. Milli, dayalı, önüne çağdaş uygarlığı aşma hedefini koymuş; Atatürk'ün ifadesiyle "yeni sosyete (toplum)" bu zaferle belirgin olmaya başlamıştır.

Atatürk, 30 Ağustos 1924'te Dumlupınar'da Çal Köyü yakınlarında Zafer Bayramı'nın yıldönümü dolayısıyla yaptığı konuşma ile milli mücadelenin hangi milli amaçlar için yapıldığını vurgulamıştır. Bu amaçların bağımsızlık, milli egemenlik,laiklik, kadın-erkek eşitliği, milli ekonomi olduğu görülebilir.

30 Ağustos sabahı Türk'ün hakiki kurtuluş güneşi doğuyor

Atatürk, "Türk'ün hakiki kurtuluş güneşi 30 Ağustos sabahı ufuktan bütün şaşaasıyla doğacaktır"[1] hükmüne vararak 30 Ağustos'u, Tam Bağımsız Türkiye'nin doğuşu olarak müjdeler. O sabahın sadece Türkiye için değil emperyalist amaçlarını gerçekleştiremeyecek olanlar ve umudunu Türkiye'nin başarısına bağlayan mazlum milletler için; kısaca bütün dünya için kanlı bir yıkım olacağını şu sözleriyle ifade eder:

"Güneş mağribe [batıya, batmaya] yaklaştıkça, ateşli, kanlı ve ölümlü bir kıyametin kopmak üzere olduğu bütün ruhlarda hissolunuyordu. Bir an sonra cihanda büyük bir yıkım olacaktı. Ve beklediğimiz kurtuluş güneşinin doğabilmesi için bu yıkım lazımdı."[2]

30 Ağustos gecesinin kanlı çarpışmasının sonucu sabah belli olmuş ve güneş Türk'ün zaferini müjdelemişti. Düşman ordusu dağılmış ve bir daha toparlanması imkansızdı. Artık düşmanın vatandan tamamen temizlenebilirdi. Fakat bunun için de ordunun hazırlığını tamamlaması için 1 yıllık süre değerlendirilmişti. Atatürk, o günden sonra İzmir'de Akdeniz'i, Mudanya'da Marmara'yı görmek için 8-9 günlük bir zaman yeterli olduğuna değinmişti.[3]

"Harp milletlerin çarpışmasıdır"

1 yıllık hazırlık kimileri için uzun görünebilir; ancak asker kaçaklarıyla dolu, cephanenin yetersiz olduğu şatlarda beklemek ve hazırlanmak gerekti.  Daha önemlisi halk Balkan Savaşları'ndan beri aralıksız 10 yıl savaşmış ve savaştan bıkmıştı. Millet olma bilinci eksik olduğu için ne uğruna savaşıldığı konusunda halkın daha fazla ikna edilmesine de ihtiyaç vardı. Çünkü bir kısım halk, halife padişahın ve düşmanın kışkırtmasıyla milli mücadele verenlere cephe almış ve isyanlara katılmıştı. Savaş iki ordunun karşı karşıya gelmesinden ziyade orduları da milletlerin, bizim savaşımızda ise Türk Milleti ile yedi düvelin karşı karşıya gelmesiydi. Atatürk bu durumu şöyle ifade eder:

"Harp, muharebe, nihayet meydan muharebesi, yalnız karşı karşıya gelen iki ordunun çarpışması değildir; milletlerin çarpışmasıdır. Meydan muharebesi, milletlerin bütün mevcudiyetleri ile, ilim ve fen sahasındaki seviyeleriyle, ahlaklarıyla, kültürleriyle, kısaca bütün maddi ve manevi kudret ve faziletleriyle ve her türlü vasıtalarıyla çarpıştığı bir imtihan sahasıdır. Bu sahada, çarpışan milletlerin hakiki kuvvet ve kıymetleri ölçülür. Netice, yalnız cismani kuvvetin değil, bütün kuvvetlerin, bilhassa ahlaki ve kültürel kuvvetin üstünlüğünü ispat derecesine vardır."[4]

O'nun için mesele; asker, silah, cephane, teknik olanaklar değildir. Milletin direnme ruhu sürdükçe teslim olmak yoktur. Gelecekte de, sorumlu mevkide olanların milletin azmini, iradesini yüksek tutması gerektiğine dair şu uyarıyı yapar:

"Bu adamlar düşünmelidirler ki, bir memleketi zapt ve işgal etmek, o memleketlerin sahiplerine hakim olmak için kati değildir. Bir milletin ruhu zapt olunmadıkça, bir milletin azim ve iradesi kırılmadıkça, o millete hakim olmanın imkanı yoktur."[5]

Osmanlı İmparatorluğu'nun hak ettiği talih

Atatürk, Türk milletinin 30 Ağustos'ta kazandığı zafer kadar "yalnız bizim tarihimize değil, cihan tarihine yeni cereyan vermekte kati tesirli bir meydan muharebesi"[6] hatırlamadığını belirtir. Çünkü Türk Milleti'nin egemenliğinin düşmanca, halife padişahca alınamayacağı bu savaşta kesinlik kazanmıştır. O bu durumu "yeni Türk devletinin, genç Türk Cumhuriyeti'nin temeli burada sağlamlaştırıldı." sözüyle ifade eder. Dahası bu zaferle hilafet ve saltanatın kalmadığını, Osmanlı İmparatorluğu hak ettiğini bulduğunu şöyle dile getirmiştir:

"Milletimizin uzun asırlardan beri hanlar, hakanlar, sultanlar, halifeler elinde, onların tahakküm ve istibdadı altında ne kadar ezildiğini, onların hırslarını temin yolunda ne kadar büyük felaketlere ve zararlara uğradığını düşünürsek, milletimizin hakimiyetini eline almış olması hadisesinin bütün azamet ve ehemmiyeti gözlerimizde tecelli eder. Gerçi bu büyük zaferin ertesine kadar İstanbul'da halife ve sultan namı altında bir şahıs ve onun işgal ettiği hilafet ve saltanat unvanıyla bir makam vardı. Fakat bu zaferden sonra millet o makamları ve o makam sahiplerini layık olduğu akıbete ulaştırdı.

Efendiler, milli hakimiyet öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, mahvolur. Milletlerin esareti üzerine kurulmuş müesseseler her tarafa yıkılmaya mahkumdurlar. Avrupa'nın ortasından ta doğunun öbür ucundaki binlerce senelik memleketlere bakacak olursak, Osmanlı İmparatorluğu'nun hak ettiği talihi daha güzel anlayabiliriz."[7]

Atatürk, yaşanılan felaketler için padişahları suçlar. Çünkü Türk'e dayanmamışlar, memleketin ekonomisini yabancılara teslim etmişlerdir. Öyle kızgındır ki padişah ve sülalesinin kovulmasını, düşmanların denizlere dökülmesinden daha kurtarıcı bir hareket sayar:

"Saraylarının içinde Türk'ten başka unsurlara dayanarak, düşmanlarla ittifak ederek, Anadolu'nun, Türklüğün aleyhine yürüyen çürümüş gölge adamlarının Türk vatanından kovulması, düşmanların denizlere dökülmesinden daha kurtarıcı bir harekettir...

Efendiler, onlar yüzünden Türk vatanının ve Türk milletinin geçirdiği kederleri, elemleri hissetmemiş bir ferdimiz yoktur...

Efendiler asırlardan beri inleyerek feryat eden, fakat müstebitlerin, yalancıların, cahillerin vücuda getirdikleri engellerle canhıraş sadasını milletin kulağına duyuramayan zavallı vatan, bugün diyor ki, bütün can kulağınızı, harap olmuş, sinesinde en derin ıstıraplar duymuş validenizin samimi hitabını daima açık bulundurunuz. Efendiler, Asya'da, Avrupa'da, Afrika'da hükümran olmak kudret ve kabiliyetini göstermiş olan ecdadımız vaktinde bu sadayı işitmekten men edilmemiş olsalardı Türk camiasının, Türk mefkuresinin, Türk menfaatlarının korunmuş ve feyizdar olacağı anavatanı bugünkü harap olmuş şeklinde mi miras alırdık?"[8]

Atatürk asırlardan beri Türkiye'yi idare edenlerin çok şeyi düşündüklerini; fakat yalnız Türkiye'yi düşünmediklerimi belirterek Türk milletinin uğradığı zararları ancak "Türkiye'de Türkiye'den başka bir şeyi düşünmemek"[9] yönünde davranarak telafi edebileceklerini vurgular. Atatürk bu sözüyle Osmanlı padişahları gibi toprak elde etme peşinde olmayacaklarını gösterir.

"Milletin mefkuresi medeni bir toplum olmaktır"

O, konuşmasında gelecekte nasıl bir yol takip edilmesi gerektiğini "milletin mefkuresi" ifadesini kullanarak anlatır:

"Efendiler, milletimiz bundan sonraki mesaisinde de muvaffak olabilmek için milli hedefini bütün açıklık ve katiyetle, tekmil vatandaşların gözünde ve vicdanında bütün parlaklığı ile tespit ve tayin etmiş bulunuyor. İsterseniz benim burada hedef dediğim şeyi, siz, milletin mefkuresi diye adlandırınız. Fakat bu unvanı verirken dikkat ediniz ki, hayali bir manaya kendimizi kaptırmayalım.

Efendiler, milletimizin hedefi, milletimizin mefkuresi, bütün cihanda tam manasıyla medeni bir toplum olmaktır. Bilirsiniz ki, dünyada her kavmin mevcudiyeti, kıymeti, hürriyet ve bağımsızlık hakkı, sahip olduğu ve yapacağı medeni eserlerle orantılıdır...

Efendiler, medeniyet yolunda muvaffakiyet yeniliğe bağlıdır. Toplumsal hayatta, iktisadi hayatta, ilim ve fen sahasında muvaffak olmak için yegane gelişme ve ilerleme yolu budur."[10]

Daha büyük zafer ekonomi sahasında

Atatürk Dumlupınar'da kutlanılan büyük zaferden daha mühim zaferin ekonomi sahasındaki başarılarla olanaklı olduğunu belirtir. Çünkü "iktisaden zayıf bir millet fakirlik ve sefaletten kurtulamaz; kuvvetli bir medeniyete refaha ve saadete kavuşamaz; toplumsal ve siyasi felaketlerden yakasını kurtaramaz."[11]

Atatürk medeniyetin esasını aile hayatında görür. Aileyi oluşturan kadın ve erkek, tabii haklarına sahip olmaları, aile görevlerini idareye muktedir bulunmalıdır.

"Safsatalar, hurafeler kafalardan çıkmalıdır"

Konuşmasında eğitime de değinerek genel eğitim ve terbiyenin esaslarının belirlenmesini önerir. "Safsatalar, hurafeler kafalardan çıkmalıdır" diyerek her türlü yükselme ve gelişme önündeki engellerin bertaraf edilmelisini öğütler. Atatürk, son sözlerini özellikle gençliğine bıraktığını belirterek onlara verdiği görevi şöyle hatırlatır:

"Ey yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyet'i biz tesis ettik; onu yükseltecek ve devam ettirecek sizsiniz."[12]

Tarihçi

Mustafa Solak

solak81@outlook.com

 

 

 



[1] Atatürk'ün Bütün Eserleri, cilt 16, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2005, s.284.

[2] Age, s.285.

[3] Age, s.286.

[4] Aynı yer.

[5] Aynı yer.

[6] Age, s.286-287.

[7] Age, s.287.

[8] Aynı yer.

[9] Aynı yer.

[10] Age, s.288-289.

[11] Age, s.289.

[12] Aynı yer.


Rogg & Nok Haber Servisi:
E-Posta ile gönderilen veya direk Web sitesine yayınlanması için gönderilen yazıların fotoğraf gibi tüm demokratik protesto, bilgi, haber, yorum ve sosyal/siyasal içerikli paylaşımlar TC Anayasasının;
MADDE 25: "Düşünce ve Kanaat Hürriyeti";
MADDE 26: "Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti"
kapsamında Web sitemizde yapılmıştır.
Kişisel veya kurumsal Demokratik düşünce ve kanaatlerimiz engellenmesi ve/veya şiddet/baskı altına alınması, bu nedenle
"Yazar olan biz Hakkımızdaki veya kullanıcıların kullandıkları web sitesindeki yayınlanan haberler dolayısı ile olası her türlü anti-demokratik yasal girişimi",
TC Anayasası, AİHM ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi kapsamında, her türlü yasal haklarımız saklı kalmak üzere, peşinen reddederiz…

OKUYUCU YORUMLARI

UYARI:Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.(Yorum Yapanın Taahütü)Yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Ad Soyad
E-Posta
Güvenlik Kodu: Guvenlik
Yorum
Copyright ©2010 - Tüm hakları saklıdır.
PHP Haber Sitesi Türkiye Tasarım
Rogg&Nok Haber- Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz Ve kaynak gösterilmeden Alıntı Yapılamaz. Yayınlanan Tüm Haber Ve Açıklamalar İlk Kaynaktan Ulaştırılan Açıklamalardır. Sitemiz Bu Açıklamalara Ekleme Veya Müdahelede Bulunmadan Yayınlar. Yorum,Makale, Sizden Gelenler Bölümündeki Yazılardan Yazanlar Sorumludur. Harici Bilgiler Ayrı Bir Sayfada Açılır. Rogg&Nok Haber Bu Linkler Ve İçeriklerinden Sorumlu Değildir.Her Türlü Haber Ve İletişim İçin roggnok@gmail.com Adresini kullanabilirsiniz. Sitemizden Daha İyi Yararlanabilmek için Gizlilik İlekeleri Ve Yayın Prensiplerimzi Okuyunuz. En İyi İnt Exp 8+ 1024x768 Görüntülenir